ELDEN GİDEN NEDİR?

Kimine göre din, kimine göre ise laiklik elden gidiyor. Aslında, bir şeyin elden gittiği filan yok. Her şey yerli yerinde. Canı sıkılan bir şeyler yumurtluyor. Hele klavye kahramanları yok mu? Sanki hepsi birer Ersan Şen Hoca! Anlamadıkları bir şey yok. Battık. Mahvolduk. Yakında Halifelik gelir. Böyle olacağı belliydi gibi, yakınmalar. Marmaray’daki sarıklı cübbeli gençten sonra, herkes bir şeyler yazıp çizmeye başladı. Kimi irtica hortladı, kimi din elden gidiyor; dine karşı bir savaş var diye feveran ediyor. Bir başka kesim Atatürk ilkelerinden uzaklaştığımızı söylemeye çalışıyor. Kimse kusura bakmasın. Rahmetli Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti öyle sağlam temeller üzerine kurmuş ki; ebediyete kadar bu ilkeler yıkılmaz. Yapacağımız tek bir şey var. Birbirimizin inancına saygılı olacağız. Hep deriz ya rahmetli Âşık Veysel ne güzel söylemiş;

Kim okurdu, kim yazardı. Bu düğümü kim çözerdi,

Koyun, kurt ile gezerdi. Fikir, başka başka olmasa

LAİKLİK

Yavuz Bülent Bakiler’i bilir misiniz? Çok sevdiğimiz bir şair ve yazardır. Türkçeyi kirletmeden, bozmadan yazan ve konuşan nadir insanlardan birisidir. Milli bir duruşu vardır. Hukuk fakültesi mezunudur. Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmıştır. Bir dönem Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Ankara Radyosu’nda ve TRT’de çalışmış olup, programlar yapmıştır. Avrupa’da Türk İzleri adlı televizyon yapıtı onun eseridir. Sade ve rahat bir dili, aydınlık bir üslubu vardır. Şiirlerinde ve yazılarında milli değerlere sadık kalmıştır. Yavuz Bülent Bakiler, başından geçen bir olayı şöyle anlatır:

“Bir belediyenin isteği üzerine konferans veriyordum. Konu hukuk üzerine idi. Bizim zamanımızda, hukuki terimlerin çoğunun Arapça, Farsça olduğunu ve anlaşılmadığını söyleyerek, Arapça bir örnek verdim. Ön sırada oturan, sonradan Deprem Profesörü olduğunu öğrendiğim bir zat, ayağa kalkıp “Atatürk Türkiye’sinde Laikliğe karşı hareket edip, o kürsüden ayet okuyamazsınız” diyerek, eşi ile birlikte salonu terk etti. Kendisine konunun ne olduğunu anlatamadık. Zira çekti gitti. Ertesi gün, kapımıza polis dayandı. “Savcı bey sizi çağırıyor; ifadenize başvuracak.” Kalkıp gittik. Meğer o profesör, salondan ayrılınca doğru bir partinin il başkanına gitmiş. Oradan da Jandarma komutanını alıp, hep birlikte savcılığa gidip suç duyurusunda bulunmuşlar. Ayniyle vaki. Savcı, belediye tarafından kameraya alınan görüntüleri incelemiş. Herhangi bir suç unsuru olmadığı kanaatiyle takipsizlik karar verdi. Şimdi ben diyorum ki, din yobazları olduğu gibi, Atatürk yobazları da var.”

Evet. Sevgili Yavuz Hoca aynen böyle diyor. Siz ne diyorsunuz?

Sağlıcakla kalınız.