SON İFTARLIKLAR

Malum, ramazanın sonlarını yaklaştık. Bu yüzden Ramazanlık hikâyelerimize ağırlık verelim istedik. Buyurunuz. Mustafa Sabri Efendi, Osmanlı’nın son Şeyhülislâmıdır. İttihat ve Terakki Fırkasının fikirlerine katılmadığı, muhalefet ettiği için, canını zor kurtarmış Romanya’ya kaçmış, Oradan Yunanistan’da bir müddet ikamet etmiş, ölürsem Yunan Kabristanına mı konacağım diye bin bir zorlukla vize alıp kendini Mısır’a atmış. Orada çok zor ve maddi bakımdan sıkıntılı günler geçirmiş. Oğlu İbrahim Bey’i bir Ermeni ayakkabı tamircisinin yanına çırak verip ve onun getirdiği haftalıkla kıt kanaat, tabir caizse her gün sanki oruç tutarak yaşamış. Tam o günlerde, Hindistan lideri Gandi bağımsızlık çalışmalarını yürütüyor. 40 kg. küçücük bir adam koca İngiltere imparatorluğunu sallıyor. Dünyanın dikkatini Hindistan’a ve davasına çekebilmek için, açlık grevi yapmaya karar veriyor ve tabi dünyada ve medyada aşırı bir ilgi, tabir caizse yer yerinden oynuyor. Bu duruma gören Mustafa Sabri Efendi: “Ey Allah’ım. Hinduların lideri, birkaç gün oruç tutacak diye, dünya ayağa kalkıyor, Müslümanların Şeyhülislâmı, her gün oruçlu kimsenin umurunda değil. Bu Müslümanların hali ne olacak?” demiş.

NAMAZ

Eskiden işsiz-güçsüz iki sahtekâr, dolaşırlarken bir beldenin kadısının olmadığını duymuşlar ve “Buzlar Çözülmeden” isimli filmde olduğu gibi, biri kadı, biri mübaşir olmuş ve halka epeyce zulüm yapmışlar. Kendileri de, bir şey bilmemekle beraber, bilir havasına girip bazı dini sorular sorar, bilemeyen köylüleri para cezasına çarptırarak soyup soğana çevirmişler. Bir gün gerçek kadı tayin olup gelince, iki sahtekârın yaptıklarına muttali olmuş ve bunlara:

-Sabah namazı kaç rekât? diye sormuş. Bilemeyince, dört rekât deyip, ta¬banlarına dört değnek vurdurmuş. Öğle namazını sormuş, bilemeyince on rekât demiş, on değnek vurdurmuş ve bütün namazları bu şekilde sıradan geçirip rekâtları adedince, sopa vurdurup, ahaliden aldıklarını da alıp iade ettikten sonra, salıvermiş.

Sahtekârlar soluk soluğa kaçıp epeyce yol aldıktan sonra birisi:

-Yahu tabanlarım yanıyor. Biraz soluklanalım deyince, öbürü arkadaşını şöyle ikaz etmiş: -Ulen oyalanacak zaman değil. Bir an önce burayı terk edelim. Allah yüzümüze baktı da Teravih namazını unutturdu. Şimdi hatırlarda arkamızdan adam gönderirse halimiz nice olur. O mübareğin rekâtları da bitmez!

Yazımızı,, Diyarbakırlı Said Paşa’nın ibretli beyitleri ile noktalayalım. Sağlıcakla kalınız.

Sen usandırma eli, el de usandırmaz seni,

Hilekârlık eyleme, kimse dolandırmaz seni

Dest-i âdâdan soğuk su içme kandırmaz seni

Korkma, düşmandan ki âteş olsa, yandırmaz seni

Müstakim ol ki Hazreti Allah utandırmaz seni