DAKTİLO MU?

O da ne ki? Televizyonda bir program var. Kelime Oyunu. Daha önce “Bir Kelime Bir İşlem “adı ile yayınlanıyordu. Devamlı izleriz. Geçenlerde bir yarışmacı, daktiloyu bilemedi. Sunucu “Hiç daktilo duymadınız mı?” diye sordu.”Görmedim “dedi. Eyvah ki ne eyvah. Bilgisayar klavyesi ile doğan şimdiki nesil, geçmişini bilmiyor. Ülkenin, nereden nerelere geldiğini öğrenmemiş. Üstelik merak da etmiyor. Telefon faturası ödemek için bayiye gittik. Görevli kız, önündeki ekrana bakmadan on parmak daktilo yazar gibi numarayı yazdı. “Maşallah on parmak daktilo yazar gibi yazıyorsunuz” dedik. Apışıp kaldı. Daktiloyu ilk defa duyuyordu. Sorduk “Daktilo gördünüz mü?” “Hayır, görmedim” dedi. Yahu daktilo denilen bu meret hayatımızdan çıkalı en fazla on beş yıl oldu. Nasıl bilmezsiniz? Bizler daktilo ve Facit dediğimiz hesap makineleri ile büyüdük. Memuriyetimiz boyunca bunları kullandık. Fotokopi makinesi ile yıllar sonra tanıştık. Bizim teksir makinelerimiz vardı. Mumlu kâğıda daktilo ile yazar, teksir makinesinde çoğaltırdık. Gençlerimiz tarihini bilmiyor. Öğrenmek için araştırmıyor. Sosyal medyada ilgisiz kişilerin paylaşımlarına itibar ediyor. Teknolojinin, kronolojik seyrini bilmiyor. Doğduklarında; bilgisayar, tablet, televizyon, internet ile tanıştıklarından, kendilerinden öncekilerin de aynı imkânlara sahip olduklarını zannediyorlar. Şu bildiğimiz telefon. O bile lükstü. Her evde, her yerde telefon yoktu. Bunu söyleyince gençlerimiz nasıl haberleşiyordunuz? diye soruyorlar. Biz de ,”Kızılderililer gibi dumanla haberleşiyorduk” diyerek takılıyoruz. Unutmayalım ki, geçmişi bilmeyen, geleceğini tayin edemez.

GÜLELİM

Bektaşi’yi, Ramazan günü oruç yerken yakalayıp, Kadının huzuruna çıkarmışlar. Kadı; “Bre zındık, niye oruç yiyorsun?”, Bektaşi; “Seferiyim!”. Oradan boşboğazın biri çıkıp; “Kadı Efendi, bunu tanırım. 40 yıldır burada oturur, seferi değil, yalan söylüyor!” deyince, Baba Erenler cevabı yapıştırmış; “İlelebet burada kalacağıma dair elinizde senet mi var? Seferiyim dedim ya; Ahret yolcusuyum!”

***

Ramazan ayı gelince, yeni evlendiği hanımı özenle hazırlamış ilk sahur sofrasını. Afiyetle yemiş Baba Erenler ama hanımı bakmış ertesi gün, Erenlerde oruç moruç yok; ‘Belki maruzatı vardır, sonraki gün tutar’ diye yine hazırlamaya devam etmiş sahur sofrasını. Ancak Baba Erenler, hiçbir sahuru kaçırmadığı gibi, bakmış oruç da tutmuyor. Böylelikle ayı yarılamışlar ki; hanımı sonunda dayanamayıp laf etmiş; – “Efendim her gece size sahur hazırlıyorum. Yiyorsunuz, ancak oruç tuttuğunuz yok, öyleyse hazırlamayayım artık boşuna sahur sofranızı!”. Baba Erenler cevabı yapıştırmış; “A be hanım, oruç farz, sahur sünnettir. Zaten mahcubum farzı yerine getirememekten. Bir de sünneti terk edeyim de iyice mi mahcup olayım!”

Sağlıcakla kalınız.



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com