Geldi 19 Mayıs

19 Mayıs yaklaşıyor. M. Kemal Atatürk’ün samsuna ayak bastığı gündür. M. Kemal’i sevebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz. Haklı veya haksız argümanlarla eleştirebilirsiniz AMA kafasına koyduğunu yapma meselesinde ne kadar inatçı olduğunu göremiyorsanız ufaktan bir gaflete düşüyorsunuz demektir. Bu gafletten sıyrılıp güzel özelliklerini değerlendirmeye, anlamaya bakın derim. Dünya kimseye kalmıyor sonuç olarak.

Bir Garip Atatürk
Atatürk ile ilgili yazılmış pek çok kitabı okumaya çalıştım. Özellikle de yabancı yazarların Atatürk’ü nasıl görmeye çalıştığını merak ederek onları ayrı bir dikkatle okudum.

Çıkarımlarım şu şekilde;

Fazlasıyla kendi kafasına buyruk bir insan. Düşündüklerini kendi içinde mantık süzgecinden titizlikle geçirdiğine olan inancı sayesinde düşüncelerinin yılmaz bir bekçisi olarak bizzat kendisi yaşamış. Bilimsel metotlarla işleyen bir kafa yapısı olduğu için de bugün hala geçerliliğini koruyabilen yaklaşımlar ve metotlar ortaya koyabilmiş.

Demokrasi ile ilgili yaklaşımları Amerikalılar gibi sinsice değil. Demokrasinin iyi bir enstrüman olduğunu düşünüyor. Bu enstrümanı kullanarak insanları ikna ediyor. İkna ettiği insanlar Demokrasi enstrümanını sevdikleri için bir süre sonra ikna oldukları durumu anlamaya ve benimsemeye başlıyorlar. Başkalarının fikrine değer vermesinden ziyade kendi fikirlerinin düzgünce anlaşılabilmesinin önünü açan bir fikir olduğunu düşünüyor demokrasinin. (Demokrasiyi bu şekilde algılayamayanlar sağı solu işgal eder zaten Buna –> sinsi demokrasi diyorum.)

Az yemek yiyor, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkları var. Özellikle sigara alışkanlığı çok fazla. Türk kahvesini çok fazla tüketiyor. Yine de amcanıza, dayınıza yöneltebileceğiniz BIRAK ŞU MERETİ yüzeyselliği M. Kemal’in hayatı için fazlasıyla sınırlı bir yaklaşım olur “kendi hayatında işleyen formül” bu ve bunu işletmeye çalışıyor. Az uyuması gerekiyor, uykuya dalmasını engelleyecek düşünceleri var vücudunu yenik düşürmesi gerekiyor. Yine de çalışırken vs. asla içmiyor. Cephede asla içmiyor. İnançları konusunda kendi kendisinin zabıtalığını yapabilmesi böylesine güçlü bir karakter için pek de alışılmamış bir durum.

Algıları çok açık ve hızlı ders alabiliyor. Algı açıklığı sayesinde sürekli kendisini güncelleyebiliyor. Küçük bir çocuktan ya da bir alman generalden bir şey öğrenebiliyor. Öğrendiklerini kendi tecrübeleri ile birleştirip ortaya kendine has bir yaklaşım koyabiliyor. Yıllardır Askeri deha diye bahsedilen durum aslında budur. Benzer eğitimi gördüğü diğer Türk subaylarına hatta ve hatta benzer dönemlerde eğitim gördüğü Yunan generallere üstün olması alışılmamış senaryolar karşısında alışılmamış yaklaşımlar sergilemesi ile alakalı. (I. Dünya savaşı esnasında Suriye cephesinde ingilizlerin bir stratejisinden esinlendiği bir taktiği Kurtuluş Savaşında Yunanlara çok iyi uygulayabilmiştir)

Otoritesini sarsmaya yönelik bazı durumlarla karşılaştığında sinirlense bile sonrasında yine mantıklı kararlar veriyor. Meşhur Çankaya Yemeklerinde masayı terk ettiği durumlar olmuş daha sonra kendi öz eleştirisini yapabildiğini çıkarabileceğimiz davranışlar sergilemiş. Yani ÇALDIĞIM DÜDÜK takılmıyo. Zaten hayatı boyunca bilim bilim bilim demiş durmuş. Bu bilim dediği mantıklı olan, objektif olan, akla mantığa yatan anlamında kullanılmıştır.

Nutuk’un 1919 yılının, Mayıs ayının 19. günü Samsun’a ayak bastım olarak başlamasını hep etkili bulmuşumdur. Gelişigüzel bir giriş seçimi olmadığını düşünüyorum. Hatta ve hatta Nutuk’un üzerinde en çok düşünülen paragrafı olduğuna bahse girebilirim. Bir düşünün. M. Kemal’siniz Çankaya’da volta atıyorsunuz. Bütün bu hikayeyi anlatmanız lazım. Nereden başlarsınız?

 



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com