Bir hayattan, bir ölümden

Geçenlerde başlıklara bakıyordum. İlkini görünce içim cız etti. İnsanlık dara düştüğünde kahraman/kahramanlar çıkarabiliyor hala dedim. Umut var yani. Umutsuz değiliz.

Sevmekten vazgeçmeyeceğiz elbette!

 •••

İlk başlık: Mağarada Can Pazarı. Dalgıç öldü!

Tayland’daki olayı duymuşsunuzdur. 12 futbolcu çocuk ve antrenörleri, Kuzey bölgesindeki Tham Luang Mağaraları’na gezmeye gidiyor. Yağmur nedeniyle çıkış yolları kapanıyor ve içeride mahsur kalıyorlar. 9 gün sonra iki İngiliz dalgıç, bir hava boşluğunda buluyor grubu. Bir kayanın üzerine tünemişler ve aç olduklarını söylüyorlar. Hemen bir yardım köprüsü kuruluyor.

Yiyecek, giyecek, oksijen takviyesi yapılıyor. Mahsur kalanları dışarı çıkartmak, içerideki koşullar hesaba katıldığında çok tehlikeli bir iş…

Çocukların bulunduğu yere gitmek zorlu bir süreç gerektiriyor ve 4 km’lik galerileri aşmak 6 saat sürüyor. 10 metre yükseklikten kimi yerde 1 metreye kadar düşen geçitler suyla kapanmış ve dalmak gerekiyor. Gruptaki çocukların çoğu yüzme bilmiyor. Bilseler bile temel dalış eğitimi almaları gerekiyor. Uzmanlar bunu da sakıncalı buluyor çünkü deneyimsiz dalgıçların zorlu parkuru paniklemeden geçmeleri mümkün görünmüyor. Bulanık ve çamurlu bir suya dalmak gerekiyor ve dik dönemeçlerle bazı bölümler labirent gibi…

Pompalarla saate 1.5 cm su boşaltabiliyorlar. En büyük korkuları Muson yağmurları nedeniyle geçitlerdeki suyun yükselmesi. Bu durumda grup ancak 4 ay sonra yağmurlar bitip, sular çekildiğinde kurtarılabilecek. Taylandlı doktorlar çocuklarla kalmaya gönüllü olmuşlar.

Yüzlerce insan, kurtarma çalışmalarına katılıyor. Bir kısmı gönüllü. Bunlardan biri de 38 yaşında, eski deniz kuvvetleri dalgıcı Saman Kuman. Kuman, hazırlanan tahliye yoluna oksijen tüpleri yerleştirmekle görevli. Ne var ki, 5 saatlik dönüş yolunda su altında oksijeni bitiyor ve kurtarılamıyor. Can kurtarmak için canını veren bir kahraman. Tehlikenin farkında olmadığını düşünemeyiz. Şimdi bu kahramanı sevmekten vazgeçebilir miyiz? Peki bu kahraman dalgıç, çocukları ve hayatı sevmekten vazgeçmiş miydi? Sanmıyorum. Bilakis, çocukların kurtuluşundaki sevinci paylaşmak için çalışıyordu. Biz de sevmekten vazgeçmeyeceğiz!

•••

İkinci başlık: “İki kişinin ölümünü umursamadan sohbete devam ettiler.”

DHA kaynaklı bir haber. Bir de fotoğraf var. Sağda palmiye gövdesi, hemen arkasına bir ip gerilmiş. Ortada yan yatmış bir motosiklet. Sol arkada, sahil yolunun yaya tarafına yapılmış alçak duvarda oturan iki kişi. Şort giymişler ve sohbet halindeler. Habere göre; bir motosiklet İzmir Konak-Balçova Sahil Yolu, Güzelyalı mevkiinde, saat 04.30’da virajı alamıyor, kaldırıma çarpıp devriliyor. Sahilde balık tutanlar polise kazayı bildiriyor ve sağlık ekipleri yetişiyor. Kazada sürücü ve arkadaşı maalesef ölmüş.

İçerik bu kadar. Tabi motosikletin plakası ve kazada ölenlerin isimleri ve yaşları var. Ama başlığa bakarsanız bizi yönlendirdiği nokta fotoğraftaki iki kişi. Onlarla ilgili başka bir bilgi yok. Belki ölümleri bilmiyorlar, belki yeni gelmişler, belki de kazayı kritik ediyorlar. Olamaz mı? DHA muhabiri, o şahısların kazayı umursamadığını nereden biliyor? Gidip sormuş mu? Ya da yanlarında onların sohbetine kulak misafiri mi olmuş?

Bazı “cin fikirli” reklamcılar, fiyakalı dergi ilanları yapmak için önce etkili bir stok görsel bulur sonra da metin yazarından buna uygun başlık yazmalarını isterdi. Acaba bu hastalık muhabirlere de mi sıçradı? Bir fotoğraf karesi üzerine mi yazıldı haber… Bunu yaptılarsa ne ayıp! Ölenlere saygı yok, sevenlerine ve yakınlarının acısına saygı yok, belki de fotoğraf karesine girmekten başka hiçbir suçu olmayan insanlara saygı yok…

İki hikaye… Hayattan ve ölümden. Biri mesleğine sıkı sıkı bağlı, başka hayatlar için ölümle dans ediyor. Yeniliyor ama Saman Kuman’ı kimse unutmayacak artık.

Öteki? Haberi yapan yani. O hayattan değil. Ölümden. Ölümün anlamını bilmediği ve ölümle alay ettiğinden. Şımarık diyoruz onlara.

Umarım uslanırlar bu tipler. Her şeye rağmen, nedir sloganımız:

Sevmekten vazgeçmeyeceğiz!