Nazende – III

Temmuz ayı. 1988.

Bütün gün danalar gibi yattım. Bunaltıcı sıcakla beraber tembelleştiğimi hissediyorum. Sokak durgun, insanlar isteksiz. Öğünlerim meyve ağırlıklı olmaya başladı. Biraz karpuz, biraz peynir. Atıştırmalık olarak üzüm ve diğer mevsim meyveleri…

Akşam üzeri bulutlar kapladı şehri, yağmur yağdı sonrasında. Bunaltıcı sıcak yerini serinliğe bıraktı bir süre. Fırsat bu fırsat bir şeyler içmek için dışarı çıktım. Sokağın sonlarına gelmiştim ki Refet Beyi gördüm.

-İyi akşamlar Refet Bey.

-İyi akşamlar Kemalcim. Nereye böyle?

-Pineklemekten bıktım bir iki tek atayım dedim.

-Oh oh ne güzel. İyi eğlenceler.

-Siz de katılmak ister misiniz?

Aslına bakarsanız pek tanımadığınız bir insanla içmek her zaman için risklidir. Yine de tek içmek istemediğimden Refet Beyi davet etmiştim.

-Dışarıda içmeyi pek sevmem ben. Eğer istersen benim fakirhanenin terasında içebiliriz. Serindir.

-Olur hadi gidelim.

Yürürken birazcık kendi kendime kızdım “ne güzel dışarıda içecektim. Ev hapsinden çıkıp başka eve hapsolmak da nereden çıktı!” Duruldum sonra. Olmadı bir mazeret yaratır erkenden kalkarım diye düşündüm.

Refet Bey elindeki bir kaç poşeti bana verip küçük bir market alışverişi yaptı. Zaten yan blokta oturduğu için çabucak varmıştık eve.

Eve girdiğimizde oldukça şaşırdım. Küçük boyutlarda yaşlı ve tombul bir köpek kuyruğunu sallaya sallaya poşetleri koklamaya başlamıştı. Genişçe bir salon. Çok hoş bir aydınlatma. Boydan boya duvarı kaplayan kocaman kitaplık. Ne yalan söyleyeyim bakımsız bir evle karşılaşmaya daha çok hazırlamıştım kendimi. Gelin görün ki gayet bakımlı, temiz bir evdi burası.

Refet bey mutfağa doğru yöneldi. Mutfak salon ile entegre edilmiş tiplerdendi. Buna benzer bir bir salon modelini Ayvalık’ta bir dostumun yazlığında görmüştüm. İstemsizce raflara doğru yürüdüm. Kitaplar kategorilerine göre özenle dizilmişti. Rafın sonunda; rafın temizliği için olduğunu düşündüğüm bir kaç araç gereç vardı. Tarih kitapları, klasikler, felsefe kitapları, siyasi derlemeler… Zevkli herif diye düşündüm içimden.

-Hadi Kemal. Yardım et bana birazcık.

Terasa çıktığımızda bir kere daha şaşırmıştım. “Yahu yan bloğumda inanılmaz bir manzara varmış ben ise kös kös sokağa bakıyorum.” Teras tam olarak keyif için yapılmıştı. Bir bölümü açılır kapanır cinstendi. Anladığım kadarıyla; burası kış içinde kullanışlıydı. Keyif için özel yapılmış bir koltuk ilişti gözüme. Yarı yatılır pozisyonda duruyordu. Hemen yanında bir masa, masa lambası, masanın üzerinde 3-4 kitap, bir kaç not defteri… kalemler…

Biz açık kısımdaki masaya doğru geçtik. Refet bey bir kaç git-gelden sonra gayet zevkli bir masa hazırlamıştı. Sanıyorum ki kendisi bu tarz keyifleri bolca yapıyor. Masaya oturmadan önce, hoş bir müzik duyulmaya başladı. Eski rum müziklerine benzetmiştim ilk duyduğumda. Ben bu arada içkilerimizi koymuştum bardaklara. Refet bey otururken merakımı daha fazla dizginleyemeyerek sordum. Siz ne işle meşguldünüz?



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.