Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
David R. Mellor

Yassah Hemşerim! – I

Ege Denizi’nin kıyısındaki bir köyün mutlu çiçek ahalisi epey meşhur olmaya başlamıştı. Mutlu çiçek ahalisi adıyla anılmalarının sebebi, genellikle mutlu olmaları ve kadınların rengârenk çiçek desenli kıyafetler giymeleriydi. Ülkenin diğer kısımlarında mutluluğa zar zor tahammül ediliyor ve izin veriliyordu. Bebeğiniz olursa ya da nefret ettiğiniz bir akrabanız ölürse, hafifçe gülümsemeniz hoş görülürdü ama o kadar. İnsanların çoğu artık yüzlerine yapışmış somurtkan ifadelerle dolaşırdı.

Öte yandan, son zamanlarda turistler yollarını uzatıp aslında anayolda olmayan köye gider olmuştu. Anne, anne, lütfen gülümseyen köye gidelim, diye yalvarıyordu çocukları, anne babalar da razı geliyordu. Köylüler misafirleri köyün girişinde yöreye has birbirinden leziz yemeklerle karşılıyor, yiyecekler boğazlardan kolayca geçsin diye de yanında bol bol rakı ve bira ikram ediyordu. Çocuklar, parkın yakınlarındaki misafirhanenin bahçesinde gürültülü oyunlar oynuyordu. Bir defasında ziyaretçilerden biri kulaklarını elleriyle tıkayarak, “Bu gürültü nedir yahu?” diye sordu. “Ah, çocuklar gülüyor işte.”

Misafirler yiyip içtikten sonra köyde dolaşıyor, evlerin içine göz atıyor ve hayatlarında daha önce hiç duymadıkları şeyler işitip görüyorlardı.

“Şuradaki çift ne yapıyor?” diye sordu bir kadın bir keresinde.

Kocası kafasını kaşıdı. “Galiba konuşuyorlar hayatım. Bir dakika, hayır, baksana kucaklaşmışlar, galiba buna öpüşmek deniyor.”

“Ya bu şıngırtılar ne?”

“Kadehlerini tokuşturuyorlar. İçki içerken uyguladıkları bir ritüel bu.”

Adam bu halk konusunda böyle araştırma yapmış olduğu için kendisiyle gurur duydu.

Köyü ziyaret eden turistler ondan sonra hızla oradan ayrılır, kumsala gidip bütün günü sefil bir mutsuzluk içinde orada geçirirlerdi.

Anne, sen niye hiç gülümsemiyorsun?

Baba, biz de kadeh tokuşturamaz mıyız, çok eğlenceliydi.

Bir daha sakın ağzınızdan öyle şey duymayayım, diye azarladı anne.

Köydeki yaşam bütün bunlardan çok farklıydı. Aileler her sabah neşeyle uyanır, öpüşüp sarılarak birbirlerine günaydın der, sonra kahvaltıya otururdu. Kahvaltılarına birer kadeh şarap eşlik ediyor, okula gitmeden önce keyifleri yerine gelsin diye çocukların da bir-iki yudum tatmasına izin veriliyordu. Geceleri uyuyamayan olursa sihirli sıvıdan birkaç damlacık yeterli oluyor, herkes bebekler gibi uyuyordu.

Köyün sarhoşlar köyü olduğunu söylemek yanlış olur, hem kadınlar, hem de erkekler çok çalışkan ve üretkendi ama bir kadeh bir şey içmek için hiçbir bahane es geçilmezdi.

“Elif bak, pazardan yeni ayakkabı aldım, öyle rahat ki.”

“Aa, güle güle giy, pek güzellermiş. Hadi kutlamak için bir kadeh içelim.”

Ondan sonra güle oynaya eve girer, girmekle kalmaz, yoldan geçenleri de davet ederlerdi. Yeni ayakkabılar kalabalık bir grupla kutlanır, eğlence çok geçmeden sokağa taşar, yetişkinler sohbet ederken çocuklar çığlık çığlığa kahkahalarla oyun oynardı. Bu kadar neşeli olmalarının bir çift ayakkabıdan kaynaklandığını kısa sürede unutur gider, sadece mutluluğun keyfini sürerlerdi.

Devam edecek…

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

%d
Tüm Hakları Saklıdır. | Renowtech