Atatürk’ün havacılık vizyonu

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Günümüzde askeri  havacılık alanında dünyada adımız sıkça anılmaya başladı. Karabağ’ın Ermenistan işgalinden kurtarılmasın da  Türk askeri sanayisinin katkıları dünyada yankılandı. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, her alanda geleceği doğru tahmin etmiş ve ona göre genç cumhuriyetin kurumlarını, kanunlarını yönlendirmişti. Havacılık ise dünyada yeni gelişen bir alan olmasına rağmen Atatürk’ün hedefinde olan bir teknolojiydi. Kurtuluş savaşında havacılıkla ilgili subaylar ve makinistlerin çabalarıyla 3-4 uçak tamir edilerek uçurulabilmiş ve keşif görevleriyle savaşta faydalı olmuşlardı. Yeni cumhuriyet  ekonomik olarak çok zor durumda olduğu gibi, sanayi açısından hiçbir alt yapıya sahip olmayan eski yönetimin bir de dünyaya olan borçlarını üzerine almıştı.

Türk tayyare cemiyeti (T.H.K.) havacılık için yardımlar toplamak ve havacılığa kaynak sağlamak için 1925 yılında kuruldu. Bu kurum aracılığıyla yeni uçakların alımı, pilot yetiştirilmesi ve uçak fabrikasının kurulması sağlanmıştı. Atatürk halkın ilgisini havacılığa çekmek için çabalıyordu. “İstikbal göklerdedir, çünkü göklerini korumayan uluslar yarınlarından asla emin olamazlar” demişti. Uçak teknolojisinin henüz yeni olduğu zamanlarda başlayan bu atılım bizi teknoloji üreten noktaya ve havacılıkta önder ülkeler arasına sokmak için bir başlangıçtı. Atatürk’ün “Kanatlı bir gençlik memleketin geleceği bakımından en büyük güvencedir. Bir gün Batılı ayaklar Ay’da ayaklarının izlerini bırakacaklarsa bunların arasında bir de Türk’ün bulunması için şimdiden çalışmalara girişmek, aşamalar kaydetmek gerekir.” Diyerek havacılığın hangi yöne gideceğini bilen ön görüsü dikkat çekicidir.

1926 yılında Alman firması ile ortak Kayseri’de bir uçak fabrikası açıldı. Kısa sürede 45 uçak üretildi. Ayrıca çeşitli ülkelerden ihtiyaçlara uygun uçak alımları da yapılarak o günlerde hava savunmasında güçlü bir devlet olduk. 29 Ekim 1933 yılında Ankara’da yapılan 10. Yıl törenlerinde 300 tane uçak havadan geçiş yapmıştı.  1936 yılında ise Sabiha Gökçen dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak Hava Kuvvetlerinde görev alıyordu. Ne yazık ki ilerleyen yıllarda kurulan fabrikaya yeterli yatırımlar yapılmadığı için ülkemiz havacılıkta dışarıya bağımlı hale geldi. Günümüzde ise Kıbrıs barış harekatı sonrası  uygulanan askeri ambargolardan dersini alan devletimizin  bazı girişimlerde bulunmasının hediyelerini almaya başladık.  Artık geçen uzun yılların ardından kendi askeri sanayimiz ürünler vermeye başladı. TUSAŞ F16 savaş uçaklarını  yaptı ve milli helikopterimizi geliştirdi. Bir özel girişim firması olan BAYKAR insansız hava araçları yapan fabrikaları ile başarılı uçaklar üretiyorlar. Azerbeycan’ın işgal altındaki Karabağ bölgesi geçen aylarda Türkiye’de üretilen Akıncı silahlı insansız hava araçlarıyla desteklenmiş Azerbaycan askerleri tarafından geri alındı. Başarıda hava üstünlüğü hemen göze çarpıyordu. Kanada hükümeti  Türk SİHA’larında kullanılan kamera sistemini ürettiği için hemen ambargo kartını bize çekti. Yine milli askeri sanayi firmamız ASELSAN önceden beri geliştirdiği kamera teknolojilerinin kullanılabilir olduğunu açıkladı. Ülkemiz askeri sanayisi  yeni teknolojileri geliştirmenin ülkemize faydasının farkında.  Jet motoru üretimi yapamadığımız için havacılık sanayisinde hala yeterli sayılmayız. Ancak mutlaka bu alanda da ülkemiz mühendisleri başarıyı yakalayacaklardır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki havacılık vizyonunu bozup sonraki yıllarda dışarıdan satın alma  kolaycılığına kaçmadan devam ettirilebilseydi belki şimdi kendi sivil uçaklarımızla uçuyor olabilirdik. Atatürk gibi araştıran vizyon sahibi bir lider göklerde geleceği görmüştü. Atatürk’ün ülkeyi emanet ettiği gençler havacılık vizyonuna sahip çıktı. Gelecek yıllarda bu alanda dünyanın sayılı devletleri arasına girmemiz çalışkan Türk mühendislerine verilecek imkanlarla mutlaka olacaktır.


Bu haber 11/04/2021, Pazar günü yayınlandı, 307 defa görüntülendi
*