Gider yeteri, gelir beteri

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru asgari ücret zam komisyonu toplanmış ve herkes (işçisi-işvereni) elini yüreğinin üzerine koymuş gelecek haberi bekliyordu.
O süreçte biz de kendi aramızda tahminlerde bulunuyorduk.
Sonra birden 400 lira gibi bir fark alacağımızı öğrendik.
Yalnız daha sevinmeye fırsat dahi bulamadan art arda zam haberleri gelmeye başladı.
Una zam, şekere zam, yola zam, ilaca zam vesaire.
Dolayısıyla hevesimiz kursağımızda kaldı.
O maaş artışı elimize geçmeden elimizden kayıp gitmişti bile.
Bir şekilde idare ediyorsunuz tabii. Yaşıyorsunuz demiyorum dikkatinizi çekerim, idare ediyorsunuz diyorum. Çünkü bizimki yaşam değil.
Yaşam, çalışıp çabaladıktan sonra elde ettiklerinizle hem temel ihtiyaçlarınızı hem de kendinizi mutlu edecek en az bir şeyi karşılayabilirseniz mümkün olur.
Karnınızı doyurmak (en asgari şekilde), barınmak (mümkün olan en uygun fiyatlı evde ve bazen ev arkadaşlarıyla birlikte), işinize ulaşım sağlamak, sağlık giderleri, giyim ihtiyaçları (Evet belki dolaplar dolusu kıyafete ihtiyacımız yok ama soğuk havalar için doğru düzgün bir mont alabilmeli insan) ve benzerleri düşünülünce elinizde size kendinizi herhangi bir nesneden daha farklı hissettirebilecek bir güzelliğe harcayacak para kalıyor mu?
Asgari ücretli için bu tek başına mümkün değil.
Şimdilerde memur ve memur emeklilerinin zam oranları konuşuluyor.
Elbette asgari ücretli işçiden fazla alıyorlar ancak bu bizim gibiler için “Onlar az alsın da biraz da bize kalsın” durumu değil.
Tam tersine “Onlara bu kadar veriyorlarsa bize bu bile düşmez” düşüncesi gelip çörekleniyor.
Daha aylar var belki bu konunun konuşulmasına ama sizi temin ederim ki daha şimdiden pek çok insan okulların açılmasıyla birlikte çeşitli sektörleri etkileyecek zamlar silsilesinden korkmaya başladı bile.
Giderek de gelecek endişesi insanları umutsuzluğa sürüklüyor.
Umarım korktuğumuz olmaz da biz de artık her sene söyleye söyleye kanıksadığımız şu cümleyi bu yıl değişmiş olarak görebiliriz:
“Gider yeteri, gelir beteri.”