TÜRK İŞ DE KERVANDA!

Memnun-Sen’in memur-emekli zamları için hükümet, yani işveren gibi davranıp, muhataplarını üç on paraya muhtaç hale getirdiğini, daha önce yazmıştık. Bu kere de Türk-İş, temsil ettiği İşçi ailesini üç on paraya sattı. Evet, resmen sattı. Pazarlıklar sürerken, Türk-İş başkanı, alayla valayla ekranlara çıkıp, “Hükümetin teklifleri asla kabul edilemez. Görüşmeler tıkanmıştır. Bayram sonu işyerlerinde grev başlayacaktır” diye rest çekmişti. Herhalde birileri sayın başkanın kulağını büküp, “Otur, otur oturduğun yerde. Yoksa seni aşağı alırlar” diye uyardı. Kuzu gibi oldu. % 15 zam diye başladığı pazarlığı, % 8’e indirdi. Yazık. Ne sendika başkanları gördük. İşçinin hakkını çatır çatır savunan. Tabii ki bu arada memleketin durumunu da göz ardı etmeden. Ancak, asla hükümetlere yalakalık yapmayan çok sendikacı gördük. Yahu Allah’tan korkunuz. Bir günde ne değişti? Dut yemiş bülbüle döndünüz.

GERÇEK YÜZLERİ

Allahın parmağı yok ki, gözünüzü çıkarsın.  Nitekim mikrofonların açık olduğunu bilmeden, sayın başkan, durumu özetlemiş. Ne mi demiş? Buyurunuz. “Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle.” Yani koltuk alttan gidecek demek istiyor. Bu konuşma afişe edilince hemen açıklama yapıp, “Bizi bilen bilir. İşçinin aleyhine bir şey yapmadım” demiş. Zaten bunların zihniyeti budur. Önce pot kırarlar. Sonra yanlış anlaşıldım derler. Bir vekil, “Sayın Cumhurbaşkanını gördüğümde, hâşâ Allahı görmüş gibi oluyorum” der. Sonra da yanlış anlaşıldım diye zevahiri kurtarmaya kalkar. Başka bir vekil, HDP’nin uyguladığı eş başkanlık sistemini savunup örnek verir. Sonra da sözlerim çarpıtıldı der. O zaman doğru konuşacaksınız. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyacak. Sonuçta, işçi yüzde 15 zam beklerken, Türk İş başkanının işi uzatmaması nedeniyle, bunun yarısına razı olmuş oldu. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, Memnun-Sen ve Türk İş’in bu tavrını gördükten sonra, pazarlığa gerek var mı? Hükümet kafasına göre tespit etsin. Böylece sendika ağalarına gerek kalmaz. İşçi de aidat ödemez. Aidatı, Cebinde kalır. Ne dersiniz?

GÜLMECE

Üç aday parti merkezinde oturmuş, sohbet ediyorlarmış. Laf genel başkandan açılmış, biri atılmış: “Beyefendi beni çok sever, her öğle yemeğinde beraber oluruz, memleket sorunlarını tartışırız!”

Palavranın sınırı var mı? İkincisi, genel başkanla yakınlığını anlatmış: “Her gün beni odasına çağırır, memleket ve parti meselelerini konuşuruz, telefon çalınca sekretere ‘meşgulüm, sonra arasınlar’ der!” Dedik ya, palavranın sınırı yok!

Üçüncü öyle bir sallamış ki: “Ben de her gün beyefendinin odasına girerim, memleket meselelerini konuşurken, telefon çalar, açar ‘bir dakika’ der ve telefonu bana uzatır: -Al seni arıyorlar, konuş!” Sağlıcakla kalınız.