MUTLULUK

500 kişinin katıldığı bir seminer yapılır. Konuşmacı aniden susar ve bir grup terapisi yapmaya karar verir. Herkese bir balon vererek başlar terapiye… Katılımcılardan gazlı kalemle balonlarına kendi isimlerini yazmalarını ister… Sonra bütün balonlar toplanır ve bir odaya kapatılır… Katılımcılar odaya alınır ve 5 dakika içinde üzerine isimlerini yazdıkları balonu bulmaları istenir…
Herkes deli gibi üzerine kendi ismini yazdığı balonu aramaya başlar… Öyle bir karmaşa, öyle bir kaos yaşanır ki, insanlar birbirini itip kakmaktan, aradıkları balona bir türlü ulaşamazlar…
Onca balonu teker, teker kontrol edip, 5 dakika gibi bir sürede kendi isimlerinin yazılı olduğu balonu bulmak imkânsızdır ve kimse bulamaz… Konuşmacı, grubu bir süre süzdükten sonra; herkesin bir balon almasını ve üzerinde adı yazan kişiye o balonu vermesini söyler.
Bir kaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuşmuştur artık…
Konuşmacı son noktayı koyar; “Biraz evvel yaşadıklarınız aslında hayatın ta kendisidir. Herkes deli gibi mutluluğu arar ama bir türlü bulamaz. Bu derste hep beraber tecrübe ederek gördük ki, aslında bizim mutluluğumuz başkalarının mutluluğunda gizlidir. Başkalarına mutluluk verebilirseniz, başkaları da size mutluluk verir. Bütün insanların aradığı da bu değil mi zaten?

YARDIMLAŞMA

Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve

–  “Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsun ?” diye sorar.

Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları için” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla:

–  “İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki ?” der.

Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi,

– “Bak! Onun için çok şey değişti,” karşılığını verir. Sizler de karınca kararınca, bir kişi bile olsa, mutluluğuna katkıda bulunun.

GÜLMECE

Başbakanlık sözcüsü, her akşam başbakanın o gün neler yaptığını gazetecilere aktarırmış… “Sayın Başbakan bugün filanla konuştu, falanı kabul etti, şu toplantıya katıldı” gibi. Sözcü o gün söyleyecek icraat bulamamış: “Sayın Başbakan, bugün gölü yürüyerek geçti.”
Ertesi gün gazetede “İcraatın içinden” çıkmış…“Yüzme bilmeyen Başbakan gölü yürüyerek geçti.” Ağzınla kuş tutman da yetmiyor, gölü yürüyerek geçmek de…

Sağlıcakla kalınız.