Beş dakikaya oradayım

Bence insanımızın “tutamayacağı sözü verme” problemi var. Bunun kaynağı bir türlü hiç kimseye “hayır” diyemememiz mi, çocukluktan itibaren kronik yalancılar olarak yetişmemiz mi bilemiyorum. Ancak kanımca şu bir gerçek ki “Beş dakikaya oradayım” ile “Yarım saate hazır” sözleri artık dilimize pelesenk olmuş.

Mesela bir sorun yaşadınız, usta arıyorsunuz. Karşınızdaki ile konuşup, anlaştınız. Telefonu kapatırken usta “Şu kadar zamana oradayım” diyorsa, hepimiz içtenlikle biliyoruz ki o kişi gelmez.

Hatta konuştuğunuz gün içinde gelirse kendinizi dünyanın en şanslılarından biri saymalısınız. Nitekim o kişi size gelecek ay da uğrayabilir, hiç uğramayabilir de.

Kimse “Üzgünüm, bugün gelemem” demez. Onlardan beklenti içine girdiğiniz için siz de başka usta/uzman falan aramazsınız. Ve işler bu kısır döngüden kurtulamadan sürünür gider.

Söylediği şeyi, vaat ettiği zamanda yapan kişi, aslında olağanı gerçekleştirdiği halde bir kesim tarafından enayi, diğer kesim tarafından ise Süpermen olarak nitelendirilir.

Mesela Almanlar ya da Japonlar ile ilgili bir konu açıldığında herkes istisnasız “Dakik adamlar yahu!” der. Bin tane de örnek verirler. Mesela şunu eminim ki siz de duymuşsunuzdur “Abi, Tokyo Metrosu 15 saniye geç hareket ettiği için adamlar o seferin bitiminde toplu olarak özür dilemişler”. Ya şu cümle tanıdık geldi mi? “Oooo, ağabeycim orası Türkiye mi? Almanya bir kere. Orada herkes zamanında gelir işinin başına, saniye geçirmeden de işten çıkar”

Ne güzel değil mi böyle hasletlerin belirli milletlerle birlikte anılması.

Ve ne acı değil mi, verdiği sözü tutmamanın genetik bir üstünlükmüş gibi ülkece hepimizde övünç kaynağı olması.

Neyse, bugünlük de kendi içinde bulunduğum halkı eleştirebilmenin verdiği entelektüel rahatlıkla evime gidebilirim.

Bakalım söylediğim saatte evimde olabilecek miyim?