RECEP CAHİT ÖZER

Bir hadisi şerifte, “Dünyada, Ölmez bir eser bırakmak, belki hiç ölmemekten hayırlıdır” denilir… Yine Mevlana bizlere şöyle seslenir; “Kamil odur ki; koya dünyada bir eser, Eseri olmayanın yerinde yeller eser.” Cahit Özer Hoca. Bir öğretmendi. Öğretmenler Günü’nden iki gün önce uçmağa vardı. Türk Milliyetçilerinin, çile çekmiş taş medreselilerindendi. Vatan, Bayrak, Ezan diyen Ülkücü bir kardeşimizdi. Amansız hastalıktan kurtulamadı. Menfur hastalıkla mücadelesini yaptı. “Onu yeneceğim” dedi. Hiç umudunu kesmedi. Ancak, sonunda hakka teslim oldu. Uçmağa vardı. Çanakkale’de; her dilden, her siyasi görüşten, her mezhepten insan, onu çok severdi. Kimsenin kalbini kırmadı. Çan İlçemizde düzenlenen cenaze töreninde, insanlar camiye sığmadı. Şehrin yöneticileri, öğrencileri… Ülkücü hareket mensupları. Milletvekilleri oradaydı. Çanakkale’nin, bu delikanlı evladını, hep birlikte sonsuzluğa uğurladık. Kalabalığı görünce, Hocamızın ne kadar sevildiğini anladık. Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmazmış. Cahit Özer hocanın en büyük serveti, cenazesine koşan insanlardı. Allah(c.c) rahmet eylesin. Türk Milliyetçiliği bir Dev’ini kaybetti.

UFUK CANKAYA
Boğaz TV de, Cahit Özer Hocamla program yapan, Ufuk Cankaya kardeşimiz, Burası Çanakkale gazetesinde, 14 Kasım 2017 tarihinde, Cahit hocamın ölümünden tam 9 gün önce, ne güzel yazmış. Cahit Özer, bundan daha güzel nasıl anlatılır ki? “7 Haziran seçimleri sonrası tanıdım O’nu. O bir ülkücü, ben bir devrimci, iki Galatasaraylı olduk. Yüzün üzerinde televizyon programı yaptık beraber. Her programın bir de kamera arkası oldu. Bir tek gün bile fikirlerinden ödün verdiğini görmedim. Hayır, hayır, yanlış anlaşılmasın. Doğru kabullenen, körü körüne inanan bir kişi asla değil. Yeter ki doğru, gerçekten doğru olsun. 
Ülkemiz adına birçok kez yurt dışında görev almış. Gagavuz Türkleri ile uzun yıllar yaşamış. Onlardan Mustafa Kemal’in farklı bir yönünü gözleriyle görerek tanımış. Çan’ın, Çanakkale’nin sevilen, eğilip bükülmeyen, dediği anlaşılan dimdik insanı. Hepsi bu… Hayatı boyu iyi bir insan olabilmek, insanoğlu önünde Türk’ü ve Türklüğü en iyi biçimde temsil edebilmek adına yaşamış. Kendisinin de zaman, zaman kabullenemediği beşeri hataları da olmuş elbet. Peygamber değil neticede, ama kimin yok ki? Çanakkale’nin sevimli Facebook fenomeni oldu son yıllarda… Özellikle Fenerbahçe maçlarının skor tahminleri her haftaya damgasını vurdu. Yurt dışından aldığı bir şarap şişesinde gündemi oluşturdu. Şişedeki ‘Dünya liderinin!’ resmi ile gündemi sarstı bir dönem. Programlarda hiçbir katılımcı ile laf olsun diye hemfikir olmadı. Partisini temsil ettiği programlarda hiçbir zaman partisini lekelemedi. Yine hiçbir zaman diğer görüşlere de saygısızlık etmedi. Metazori baskı altında fikirlerini ortaya koyup, ‘doğru budur’ diye dayatmadı hiçbir zaman, birçok siyasetçinin aksine. Bir müddettir amansız hastalığın pençesinde boğuşuyor. Zor geçen yıllar, sigara ve stres ile bu virajı almak zorunda kaldı. Ben virajı alıp düzlüğe çıkacağından eminim.”

ENDER İNSANLARDANDI
“Kendisini ilk önce İstanbul’da daha sonra da Çanakkale’de hastanede ziyarete gittim. Ama ne tuhaf ki, her ikisinde de bir saat önce taburcu olmuştu. Hastanede okuması için, daha önceden okuduğuna inandığım bir kitap aldım. Küçük bir armağan olarak ama veremedim halen. Eğer okuduysa bile, tam da bu dönemde bir kez daha okumasını istedim. O kitapta O’nu gördüm, o kitap ile yine ‘O’ olabilmek için atacağı adımları hatırlatmak istedim. En son annesinin cenazesinde baktık birbirimize… Çok şey söyledik gözlerimizle hiç sözcük tüketmeden. Ellerimiz kenetlendi, boğazımız düğümlendi. Çok sevdiği anacığını ebedi istirahatgahına uğurlarken iyice yorgundu. Zor gelir dünyaya böyle insanlar. Olduğu gibi yaşayan. Yalın, anlaşılır, kabul gören. Sevgiyi de, saygıyı da, nefreti de tam manasıyla yaşayabilen ender insanlardan biridir O. Siyonist oyunların farkına varabilen, değişik ideolojilerin ortadan kaldırılmasına değil de ortak paydalarda buluşulması gerektiğini savunan ender ülkücülerdendir. Bu yazıyı yazmamın sebebi ise O güzel insanın bunu hak etmesidir. Birçok insan için yazılar yazılan günümüzde, belki de en çok anlatılmayı hak eden insan için, bir yazı kaleme alındığını göremediğim içindir. Değerli hocam, abim, dostum için bu kalemin az çalıştığına inandığım içindir bu yazıyı yazma sebebim. Belki bir moral veririm, belki bir can suyu da ben katarım umuduyla yazdım bu yazıyı. Kendisini yeniden aramızda görmek, bunun bir an önce olmasına belki de bir moral katkısı yapabilmek için yazdım. Hak ettiklerini, kendisini yazdım. Değerli hocam, abim; bekliyoruz, hadi bir an önce dön aramıza”… Ufuk kardeşimiz. Yüreğine sağlık. Ne güzel anlatmışsınız rahmetliyi. Mekanı Cennet olsun. Sağlıcakla kalınız.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.