SAATLER OLSUN MU?

Olsun be anam, babam. Yıllardır dilimizde pelesenk olan deyimleri, terimleri, ne yazık ki yanlış kullanıyoruz. Başlığı okudunuz. Saatler olsun. Ne demek? Bir anlamı var mı? Yok. Tıraş olana, banyodan, hamamdan çıkana diyoruz. Amma ve lakin yanlış söylüyoruz. Tıraş olana, hamamdan çıkana söylememiz gereken söz, “Sıhhatler olsun” olmalıdır. Doğrusu budur. Gelelim başka bir deyime. Güzele bakmak sevaptır. Oh ne güzel! Hiç de öyle değil. Doğrusu, “Güzel bakmak sevaptır”, “Azimle, sıçan duvar deler.” Doğrusu, “Azimli sıçan duvar deler” Azmin kuvvetini anlatıyor. Sırada Merkep var. “Eşek hoşaftan ne anlar?” Aslı neymiş? Eşek, hoş laftan ne anlar? Bir söz daha. “Aptala malum olurmuş!” Bu da yanlış. Neymiş doğru olan. “Abdala malum olurmuş.” Abdal, Derviş anlamında. “Su uyur, düşman uyumaz.” Sü, asker demek. Doğrusu, “Sü uyur, düşman uyumaz.” İşte bir yenisi… “Ziyaretin makbulü, kısa olandır.” Doğrusu, ziyaretin makbulü, kısas’ı olandır.” Yani, iade edilendir. Anlayacağınız, çoğu deyimleri, yanlış, yunluş kullanıyoruz.

ELİNİN KÖRÜ!

Anlamı, yani aslı, ölünün mezarı anlamındadır. Göz var nizam var. Değil. Göz var İzan var olmalı. Kısa kes Aydın Havası olsun. Olmadı. Aydın Abası, elbisesi olmalı. Sıfırı tüketmek. Zafiri, soluğu tüketmek anlamındadır. Anne gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz. Böyle değil. Ane, Bağdat’ta bir uçurumun adıdır. Fukaranın düşkünü, beyaz giyer kış günü. Yahu nereden uydurulmuş? Doğrusu, Zürafanın düşkünü olacak. Gelin öyleyse, deyimlerin çıkış hikâyelerinden bir bölüm anlatalım. Bir Gün Köroğlu’nun atını çalmışlar. At da atmış hani. Çok kıymetli, çok akıllı yağız bir küheylanmış. Biçare Köroğlu, atını bulmak için diyar, diyar dolaşmış. Nihayet İstanbul’da, bir at pazarında kendi atını bulmuş. Satıcılar Köroğlu’nu tanımıyorlarmış. Köroğlu, ata talip olmuş. “Hele bir bineyim ama” demiş. “Bir bakalım bu küheylan rahat mıdır?”

Köroğlu’nu daha yanına varır varmaz, kokusundan tanımış olan hayvan, o üzerine biner binmez şimşek gibi koşup gözden kaybolmuş. Tozun dumanını ardından naralar atan satıcı, öfkesinden köpürmüş de köpürmüş. Etraftaki kalabalık arasından kulağı kesik bir ihtiyar; “Atı olan Üsküdar’ı geçti oğul” demiş. ****Yavuz Sultan Selim’in Yemen’i Osmanlı topraklarına katmasından bir süre sonra, Yemen’de isyan çıkmış, uzun uğraşmalar sonunda Yemen Fatihi Sinan Paşa duruma hakim olmuş; Yemen bundan sonra 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştı. Söylentiye göre, Sinan Paşa’nın askerleri bir gün çölde konaklamış. Yemek pişirmek üzere, hasır torbalar içindeki mısır pirinçlerini yere serdikleri büyük bir çadırın üstüne dökmüş ve taşlarını ayıklamaya başlamışlar. Bu sırada, bir fırtına çıkmış ve rüzgârın savurduğu bir kum buluru pirinçlerin üstüne inerek, ufak bir tümsek halinde yığılmış. Kumların altında kalan pirinçlere bakakalan yeniçeriler arasından şakacı bir asker, arkadaşlarına: – Biz Allah’ın nimetini taşlı diye beğenmiyorduk, bizim gibi günahkâr kullara üç beş taş az bile gelir. Asıl şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını. Yüce Allah(c.c), Kâbe’ye hücum eden fil sahiplerinin başına ebabil kuşlarından taş yağdırmıştı. Bizim başımıza da daha büyük taş yağdırmadan hemen tövbe edelim, diyerek arkadaşlarını güldürmüş. Sağlıcakla kalınız. Sıhhatler olsun!



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.