BU MİLLET, YIKILMAZ

Türk milleti yıkılmaz. Tükenmez. Yok edilemez. Bu inanç, bu iman, bu kudret olduğu müddetçe, hiçbir güç, ona yan gözle bakamaz. İster, bilgi çağı, ister, teknoloji çağı, ister nano deyin, ne derseniz deyin. Türk Milletindeki, bu sarsılmaz inanç ve yürek, her türlü zorluğun üstesinden gelecektir. Düşünün. Büyütüp beslediğiniz, okutup, asker ettiğiniz Evladınız, kahpelerin kalleşçe saldırısı sonucu Şehit oluyor. Hayatınız kararıyor. Ana babası, eşi, çocukları, diğer akrabaları kahroluyor. Amma ve lakin metanetlerinden hiçbir şey kaybetmiyorlar. İsyan etmiyorlar. Son sözleri, “Vatan sağ olsun” oluyor. Şimdi soruyoruz sizlere. Hangi millette, oğlu toprağa düşürülen bir baba, bu lafı söyler? Yoktur. Zannetmiyoruz.

İNANÇLI, İHLÂSLI BABA!

İmanlı baba, “Biz Allah’a teslim olmuşuz. Ondan gelen, başımız gözümüz üstüne” diyor. Metanetini elden bırakmıyor. Bakınız, şehidin Cenaze namazını kıldıran babanın söyledikleri. Sevgili Müslümanlar, necip millettim. Allah sizlerden ebedi razı olsun. ‘Rabbimiz, nimetlerimi sayarak bitiremezsiniz’ diyor ya, İbrahim suresinde, bana Rabbimin en büyük nimetlerinden biri, Ahmet oğlum doğduğunda, onun doğumuyla gelmişti. Rabbime sonsuz hamdolsun, böyle bir evladın babası olmaktan şeref duyuyorum. Her zaman devletim yanımdaydı Allah bu devlete zeval vermesin. Ecdadımız, yüzyıllar boyunca hilal ve ezanı yüceltmiştir. Bu ezan ve bayrak, necip milletin omzunda yücelmeye devam edecek. Benim oğlum peygamberlerin yanında olan şahadet makamına ulaştı. Doğduğunda Rabbim bizi şereflendirmişti, şehit olarak ölümüyle de yine şereflendirdi. Bunun için ben Rabbimin hükmüne boyun eğdim. Hiç şikâyetim yok. Rabbimizden gelen başım gözüm üstüne. Bizim ümmetimiz, milletimiz, vatanımız sağ olsun. Allah bu millete zeval vermesin. Siyonistlerle, kâfirlerle, haçlılarla cihat ederken benim oğlum şehit oldu, bundan şeref duyuyorum. Elhamdülillah Rabbim bize böyle bir makamı lütfetti. Şeref duyuyorum.”

YUNUS EMRE

Şehidin babası, biz Allah teslim olmuşuz diyerek, mülkün sahibini işaret etmiştir. Gelin Yunus Emre’nin, bu konu ile ilgili şiiriyle yazımızı noktalayalım.

Cana cefa kıl ya vefa. Kahrın da hoş, lütfun da hoş,

Ya derd gönder ya deva, Kahrında hoş, lütfun da hoş.

Hoştur bana senden. Gelen: Ya hilat-ü yahut kefen,

Ya taze gül, yahut diken… Kahrında hoş lütfun da hoş.

Gelse celalinden cefa. Yahut cemalinden vefa,

İkisi de cana safa: Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

Ger bağ-u ger bostan ola. Ger bendü ger zindan ola,

Ger vasl-ü ger hicran ola, Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

Ey padişah-ı Lemyezel! Zat-ı ebed, hayy-ı ezel! 

Ey lütfu bol, kahrı güzel! Kahrında hoş, lütfun da hoş.

Ağlatırsın zari zari, Verirsen cennet-ü huri,

Layık görür isen nari, Kahrında hoş, lütfun da hoş.

Gerek ağlat, gerek güldür, Gerek yaşat gerek öldür,

Aşık Yunus sana kuldur.

Sağlıcakla kalınız.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.