SAHTEKÂRLAR

Din Bezirgânları. Dini duyguları sömürücüler, vatandaşın inancını, itikadını istismar edip, her türlü cambazlığı yapıyor. Oldum olası, fala bakanları, gelecekten, gaipten haber verenleri, Ottan, taştan medet umanları sevmemişizdir. Yahu Allah’tan başka birisi bunları bilebilir mi? Ofiste Televizyon kanallarını gezerken. Bir kanalda karar kıldık. Biraz sonra hemen doğrudan satış diye reklam başladı. Kirli sakallı, gözleri fıldır, fıldır dönen bir adam, ağlayarak, Peygamber efendimizi, Ayşe, Fatma validelerimiz anlatmaya başladı. Bu arada ekranda kolye görüntüleri geçiyor. Altta da, İstanbul telefon numarası… Ekranda anlatan hoca, fıldır fıldır sahtekârca dönen gözlerini, sağa sola döndürüp duruyor. Telefonu çevirdik. Bir hanım çıktı. ‘Buyurun Kampanya’ dedi. ‘Ne kampanyası’ diye sorduk. ‘Yemen Zırhı Akik taşlı Kolye’ dedi. ‘Kaç lira?’, ‘Bir tanesi 59 lira.’, ‘Neye yarar’ dedik. ‘Büyüye, nazara, sağlık sorunlarına karşı iyi gelir’ dedi. Bu arada ekrandaki molla, yemen Zırhı Akik taşının faydaların anlatıyor. ‘Yuh’ dedik. Din ticareti bu kadar olur yani. Sulu göz adamı gören inançlı saf vatandaşımız, beş para etmez bu taşı alıp, dertlerinden kurtulacak. Allah sizleri kahretsin. Ne diyelim!

ADALET, DEMOKRASİ

Kent Konseyinin Mahalle Temsilcileri seçimleri yapılıyor. Barbaros Mahallesindeki seçime biz de katıldık. Daha önce 25 kişi ile, kendin pişir, kendin ye olarak yapılan bu seçimlere, bu kere 600 kişi katıldı. Delege olup, içeride yer bulamayanların tercihleri, dikkate alınmadı. Tam bir despotizm uygulandı. Elektrikler, mikrofonlar kesildi. Ne yazık ki, bindirilmiş kıtalar, seçimi sabote ederek, kafalarına göre seçim yaptılar. Terör estirdiler. Demokrasi, adalet diyenler, adaletsizliğin örneklerini sergilediler. Demek ki, Adalet için yürüyüş de, laftan öteye gitmiyormuş. Halkın iradesi gasp ediliyor diyenler, kendilerine gelince gasp etmeyi mubah olarak görüyorlar. Hayırlısı olsun. Elbet bu seçim bir daha yine olacak. Halkın iradesini hiçe sayanlar, bu sefer buna imkân bulamayacaklar. Unutulmamalıdır ki,”En uzun Yollar dahi, basit bir adımla başlar.” Bu adım atılmıştır. Birilerinin kulağına, kar suyu kaçmıştır.

GÜLMECE

Akşehir kadısı keyfine düşkün bir adammış. Akşehir’de halkın yanında içki içemeyeceğini iyi bilen kadı efendi, canı içmek isteyince; şarap şişesini alıp, bağlara gidermiş. Kadı efendi bir gün şarap şişesini alıp bağlara gitmiş, kendisini kimsenin görmeyeceği bir yere varınca; şarabını içmeye başlamış. İyice sarhoş olan kadı efendi, cübbesini, sarığını bir yere fırlatıp atmış ve kendisi de sızıp kalmış.
Nasrettin Hoca’nın da bir cübbeye ihtiyacı varmış. Üstündeki epey eskiymiş. Yerlere atılmış cübbeyi görünce hemen alıp sırtına giymiş. Kadı akşama doğru ayılmış, bir bakmış ki; cübbe yok. Cübbesini arayan kadı efendi, bulamayınca; çalındığını sanmış. O halde evine gelen kadı efendi, adamlarına emir vermiş:
– Yarın sabah kimin sırtında benim cübbeyi görürseniz; hemen yakalayıp getirin! Ertesi gün çarşıyı pazarı dolaşan kadının adamları, bir bakmışlar ki; kadının cübbesi Nasreddin Hoca’nın sırtında. Bunu gören adamlar, Hoca’yı apar topar yakalayıp kadının huzuruna getirmişler. Kadı cübbeyi tanıyınca sormuş: – Hoca efendi, bu cübbeyi nerden buldun? – Dün bazı arkadaşlarla bağda dolaşıyorduk. Bir de ne görelim? Saçı sakalı ağarmış, şöyle sizin gibi kelli felli bir adam, zil zurna sarhoş olmuş yatmıyor mu? Yanında da içilmesi haram olan koca bir şişe şarap da var. Cübbesini sarığını çıkartıp atmış. Bu halde oralardan bir hırsız geçecek olsa cübbeyi çalacak. Buna meydan vermemek için cübbeyi aldım. Sahibi çıkınca hemen çıkarıp vereceğim. Şahitlerim de var. Kadı şöyle sakalını bir sıvazladıktan sonra biraz düşünmüş ve demiş ki: – Sen o cübbeyi sağlıkla giymeğe devam et Hoca efendi, o cübbenin sahibi çıkmaz!..Sağlıcakla kalınız.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.