ET NASIL UCUZLAR?

Yeni gelen Tarım Bakanları, hemen et konusuna el atarlar. En kolayı bu olsa gerek. Daha önceki bakan da, kıyma 32 liraya satılacak dedi. Kıyma 45 liraya yükseldi. Yahu ellemeyin bari. Son 15 yılda, hükümetiniz döneminde, Tarım ve Hayvancılığı bitirdiniz. Sap, Saman ithal eder hale geldik. Neyin hesabını yapıyorsunuz ki? Ali yazar, Veli bozar, hesabına döndürdünüz. Öncelikle Süt Sığırcılığını teşvik edeceksiniz. Yavru doğacak ki, et ucuzlasın. Yoksa Avrupa’dan ithal ettiğiniz 200 bin ton karkas, İstanbul’un iki günlük ihtiyacını bile karşılamaz. Milleti kandırmayın. Üreticinin girdilerini ucuzlatıp, destekleyeceksiniz. Yoksa marketlerde Reyon kiralamak, milletin gazını almaktan başka işe yaramaz. Ne olacağını anlatalım. Dışarıdan karkas et getirdiniz. Filan markette reyonda satmaya başladınız. Öncelikle ucuz ve kalitesiz olan ete, vatandaş güvenip almaz. İkincisi, günde 10-15 kilogram et satıp, sonra gelenlere, “Kalmadı” diyeceksiniz. Yandaş basın, “Millet et gördü. Kapış, kapış gitti. Garip gurebanın midesine et girdi” diye manşet atacak. Ve en önemlisi, bu miktarı arttırdığınızda, Kasapları kapattıracaksınız. Bir sektör sayenizde yok olacak. Binlerce insan işsiz kalacaktır. İlaveten, Üreticiyi mahvedeceksiniz. Boşalmış hazinemizin dolarların Eurolarını ithalat için kullanacaksınız. Vatandaşın, çiftçinin, üreticinin üzerindeki vergileri, hacizleri, kaldıracaksınız. Yol açacaksınız. Üreteceksiniz. Üreteceksiniz, Üreteceksiniz. Meraya dayalı besi yapacaksınız. Yem giderlerin azaltıp, destekleyeceksiniz. Hayvancılık, Köylümüzün en iyi bildiği iştir. Ona imkân tanıyacaksınız. Tarım Bakanlarını, Hekimden, Mühendisten, arındırıp, teşkilatta yetişmiş, Mühendis ya da Veteriner Hekimden seçeceksiniz. Bürokratları, bizden olsun da, iş bilmesin mantığıyla değil, bilgiye, kariyere önem vererek seçmelisiniz. Hayvanat Bahçesi Müdürünü TUBİTAK’ın başına, Sporcu eğitmenini de Tarım Bakanlığında önemli görevlere atamayacaksınız. Bunları yaparken sürdürülebilir bir Hayvancılık politikası izleyeceksiniz. Popülist politikalardan vazgeçeceksiniz. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Ve aklın yolu da birdir.

GÜLELİM

Nasreddin Hoca, bir gün oduna gitmiş. Kestiği odunları eşeğine yükleyip eve getiren Hoca, yorgunluktan ve havanın sıcaklığından ter içinde kalmış. Odunları indirip, bir güzel yerleştiren Hoca, karısına seslenmiş: – Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver. Hoca’nın karısı da o gün hamur yoğurmuş, ateşi yakmış; bazlama pişiriyormuş: – Efendi, benim işim var, sen yemleyiver.
İyice yorulduğu için, minderin üzerine yan gelip yatan Hoca, umursamaz bir tavırla cevap vermiş: – Olmaz, hiç halim yok, veremem, sen ver! “Eşeğin yemini sen vereceksin, ben vereceğim” derken iş kızışmış. Epeyce tartıştıktan sonra Hoca demiş ki:
– Tamam öyleyse, aramızda bahse tutuşalım. Önce kim konuşursa; eşeğin yemini o versin, anlaştık mı? – Anlaştık. Hoca minderde yatarken, işini bitiren karısı da komşuya gitmiş. Bahse tutuştular ya; Hoca da bahsi kaybetmemek için bir şey diyememiş. Biraz sonra eve bir hırsız girmiş. Hırsızı gören Hoca, hiç sesini çıkarmamış ve sadece seyretmiş. Hocayı görünce, korkan hırsız, ondan hiç tepki gelmediğini anlayınca, kaçmaktan vazgeçmiş. Hocanın gözleri önünde evde ne bulduysa, bir çuvala dolduran hırsız, doldurduğu çuvalı sırtına alıp gitmiş. Epey zaman sonra eve gelen Hocanın karısı bir bakmış ki; eşyaların yerinde yeller esiyor. Evin halini gören kadın, telâşla bir çığlık attıktan sonra sormuş: – Efendi, bu ne hal? Hoca, yattığı yerden doğrulmuş ve sevinçle bağırmış: – Haydi bakalım hatun, bahsi kaybettin; eşeğin yemini sen vereceksin!.. Sağlıcakla kalınız.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.