MÜREKKEP YALAMAK!

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

MÜREKKEP YALAMAK!

Tahsil yapmak yeterli olmuyor. Ne demişler “Okumak cahilliği alır. Merkeplik baki kalır.” Günlük hayatımızda bu gibi cahillere çok rastlamaktayız. Uzun yıllar tahsil görmüş, ilim öğrenmiş kişiler hakkında “mürekkep yalamış” denir. Bu deyim bize matbaadan evvelki zamanların elyazması kitapları ve hattatları yahut müstensihlerin (bir yapıtın el yazısı kopyasını hazırlayan kimselere denir) hatırasıdır. Geliniz bu deyimin nereden çıktığını anlatalım.
El yazması kitapların sayfaları hazırlanırken pürüzleri kaybolsun ve kalemin kayganlığı sağlansın diye, parşömenlerin üzeri aher denilen bir tür sıvı ile cilalanır ardın da mühürlenirmiş. Aher, yumurta akı ve nişasta ile hazırlanan muhallebi kıvamında bir karışım olup kâğıt üzerinde bir tabaka oluşturur. Kitap kurtlarının pek sevdiği aher, aslında suyu görünce hemen erir. Aherlerin bu özelliğinden dolayı eski zamanların hattatları yahut kopya usulü kitap çoğaltan sanatkârların, bir hata yaptıkları vakit onu silmek için (mürekkep silgisi henüz icat edilmemiştir) serçe parmaklarının ucunu ağızlarında ıslatıp hatalı harf veya kelimenin üzerine sürerler. Böylece zemindeki aher dağılır ve aherle birlikte hata da kendiliğinden kaybolup gidermiş. Bazen bütün bir cümlenin silinmesi gerektiğinde aynı işlemi tekrarlamak gerekir. Hattatın serçe parmağına gelen mürekkep ister istemez diline geçer. Böylece hattat mürekkebi yalamış olur. 

KOLAY İŞ DEĞİL

Mürekkep bezir is’inden hazırlandığı için suda çözülmesi tabidir. Bu yüzden el yazması eserler asla su ve türevleri ile temas ettirilmez. Ancak, kitap henüz yazılma aşamasındayken mürekkebin bu özelliği hattatların işine yarar. Gerek divitlerin ucunda kalan mürekkep lekelerini gidermek ve temizlemek, gerekse sayfaya küçük bir işaret yahut imla koymak için diviti tekrar mürekkebe bandırarak israf etmek yerine, ucunu dillerine değdirir ve oradaki mürekkebin çözülüp kullanılmasını sağlarlarmış. Bu durumda da dillerinin mürekkep olması, yani mürekkebi yalamış olmaları kaçınılmazdır. Sonuçta eskiler, bir insanın yaladığı mürekkep miktarca ilminin fazlalaştığını varsayarlar ve okuma yazma bilenlerin pek az olduğu çağlarda, azıcık da olsa mürekkep yalamış olmayı toplum içinde saygı alameti olarak alırlarmış. Bu deyimin çıkış hikâyesi işte böyle. Tabidir ki, aklı başında bilgili mürekkep yalamışları tenzih ediyoruz.

ACICIK

Bir gün Mısır’da bir mumya bulunmuş. Bu mumyanın hangi tarihine ait olduğunu tespit etmek için, Amerika, İngiltere ve Türkiye’den uzmanlar istenmiş. Türkiye bu iş için “Kurtlar Vadisi” adlı dizinin ünlü tipleri Polat Alemdar ile Memati Baş’ı görevlendirmiş. Mumyanın bulunduğu piramide ilk önce Amerikalılar girmiş, 5 saat içeride kaldıktan sonra dışarı çıkmışlar ve demişler ki: – Bu mumya olsa, olsa milâttan önce 1300-1600 senelerine aittir. Amerikalıların bu cevabı, Mısırlı yetkilileri ikna etmemiş. Mumyanın bulunduğu piramide bu sefer İngilizler girmiş. Birkaç gün sonra çıkan İngilizler şöyle demiş: – Bu mumya olsa, olsa milâttan önce 1300-1420 senelerine aittir. Mısırlı yetkililer yine ikna olmamış. Sıra Türkiye’den giden Polat Alemdar ile Memati’ye gelmiş. Onlar da bir besmele çekip mumyanın bulunduğu piramide girmişler. Polat’la Memati, 5 gün olmuş; dışarı çıkmamışlar, 10 gün olmuş; yine dışarı çıkmamışlar. Mısırlı yetkililer merak etmeye başlamış. Polat ile Memati 15 gün sonra saç sakal birbirine karışmış halde dışarı çıkmışlar. Merakla bekleyen Mısırlı yetkililerden biri sormuş: – Mumyanın hangi yıla ait olduğunu öğrenebildiniz mi? Polat Alemdar gururla cevap vermiş: – Bu mumya tam tamına milâttan önce 1357 yılına aittir. Herkes şaşkınlık içindeymiş. Bilim adamlarından biri sormuş: – Nasıl olur yahu, bunu nasıl bildiniz? Bu soruya Memati Baş cevap vermiş: – Döve, döve konuşturduk adamı. Biraz zor oldu, ama sonunda dili çözüldü keratanın… Sağlıcakla kalınız.


Çanakkale köşe yazısı yusuf eroğlu Bu haber 14/02/2017, Salı günü yayınlandı, 151 defa görüntülendi
*