ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERİN DEZENFORMASYONU VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Çok uluslu şirket dediğimizde, pek ala ilk akla gelen uluslararası işletmelerdir.

Daha iktisadi tanımı yapacak olursak; çok uluslu şirketler birçok farklı tanımı yapılmakla birlikte yazarların nitelemek istedikleri noktalara göre tanımı farklılaşmaktadır. Çok uluslu şirket farklı pazarlama ve üretim çalışmalarını farklı ülkeler üzerinde gerçekleştiren bir organizasyon biçimidir. Bir başka tanıma bakacak

olursak çok uluslu şirket bayi ve yavru şirket uygulamasıyla toplam işgücü, varlık ya da satışlarının %20’lik kısmını ana ülkenin dışında tutan işletme biçimidir. Kimi yazarlara göre ise bu oran %35’tir. Nihayetinde en baştaki cümleme dönüyoruz. Uluslararası işletme…

Çok uluslu şirket kavramı çok eski zamanlardan beri dünya literatüründe yerini almıştır. Tarihi gelişimini genel olarak 4 döneme ayırdığımızda 1500-1850 Ticaret Dönemi, 1850-1914 Sömürgecilik Dönemi, 1914-1945 Ayrıcalıklar Dönemi ve 1945- 1990’lar Uluslararası Dönem olarak nitelendirilir.

Ticaret Dönemi’nde İpek Yolu’na alternatif yol arayışı, maceraperestlik gibi nedenlerle başlayan uzak seyahatler sonucu önce Amerika’nın keşfine sonrasında yine diğer keşifler ile birlikte yeni keşfedilen bölgeleri sömürülmesi ile Avrupa ticaretinin yükselmesine sebep olmuştur. Sanayi Devrimi ile sona eren bu süreçte özellikle İpek ve Baharat Yolları’nın etkisiyle birçok ülke zenginleşirken İngiliz, Fransız ve Hollanda işletmeleri günümüz çok uluslu şirketlere öncülük etmiştir.

Sömürgecilik Dönemi’nde ise Coğrafi Keşifler’in sona ermesi ile ülkelerin birbiriyle olan ticareti artmış ve Sanayi Devrimi sonucunda büyük işletmeler kurulmuş. Bu dönemde birçok Avrupalı yatırımcı denizaşırı ülkelere yaptıkları yatırımlar nedeniyle büyük risklere katlanmak zorunda kalmıştır.

Ayrıcalık Dönemi’nde belirleyici özellik dünya savaşları ve savaşların dünya ticaretine etkisidir. Çok uluslu şirketler 1. Dünya Savaşı sonrasında artış göstermiştir. Bu dönemde özellikle otomobil sanayinde dış ülkelere yapılan yatırımlar önem kazanmıştır. Yine bu dönemde 29 Buhranı’nı da unutmamak gerekir. Kriz sonucu ellerinde stok bulunduran şirketler bu stoklarını alternatif pazarlarda eritmek zorunda kalmışlar bu da uluslararası ticaretin artışına sebebiyet vermiş.

Uluslararası Dönem’de işletmeler hem dünya çapında hem yeni pazarlar hem de üretici güçler aramaya başladıkları için “Global İşletme Yılları” da denmiştir. Bu dönemde Avrupa ve Japonya işletmeleri gelişmekte olan ülkelere yaptıkları yatırımlarla çekilen Amerikan işletmelerinin yerini almaya başlamıştır. 1980’lere gelindiğinde ise rekabet daha da artmış ve teknoloji transferleri fazlalaşmıştır. Tüm bu değişimler uluslararası faaliyetleri daha da karmaşık hale getirmiştir.

Tüm bu tarihsel sürecinden sonra çok uluslu şirketlerin girdiği ülkelerde ve pazarlarda olumlu ve olumsuz makroekonomik ve mikroekonomik etkileri olmuştur. Tüm dünyayı ilgilendiren bu etkilere bir bakalım.

Mikroekonomik etkiler bazında baktığımızda öncelikle çok uluslu bir şirket girdiği ülkedeki endüstriyel konsantrasyonun artmasına neden olur. Böylece uzun vadede piyasada ancak çok uluslu şirketle mücadele edebilecek büyüklükte ölçek ve

teknolojiye sahip yerli şirketler kalır. Bu da toplum için uzun vadede gelir dağılımının bozulması, endüstri içinse konsantrasyon endeksinin artması demektir. Diğer yandan çok uluslu şirketler girdiği endüstrideki Ar-Ge harcamalarında artışa neden olabilir çünkü tüm Ar-Ge faaliyetlerini merkezden gerçekleştirmezler. Çok uluslu şirketler gittiği ülkedeki çalışanlarını eğitir, teknik bilgi ve beceri kazandırır. Bazı durumlarda işçilerine o ülkenin ortalama ücretinden daha yüksek ücret verebilir. Böylelikle girdiği ülkedeki beşeri sermayenin armasına da yardımcı olur, ancak şirketin bu noktada

işçilerine verdiği eğitimin kalitesi ve bu konuda ne kadar para harcadığı önemlidir.

Diğer yandan çok uluslu şirket gittiği ülkede, getirdiği teknolojiyi üretim faaliyetlerinde kullanacağı için teknoloji düzeyinin artmasında olumlu etki yapar. Ancak gelişmekte olan ülkelerde teknolojinin adaptasyonu zor ve maliyetli olduğu için (gelişmekte olan ülkelerdeki çalışanların bilgi ve becerisi düşünülürse), çok uluslu şirketin sadece gerektiği kadar ve gereken yerlerde teknoloji transferini yapacaktır.

İkinci olarak teknoloji transferlerinin niteliği gelir. Çok uluslu şirketler, ülkeye teknoloji transferinde eski teknolojileri kullandığı hususunda eleştirilirler çünkü şirket öncelikle kendi karını düşünür. Çok uluslu şirketler teknolojisini gittiği ülkeye göre değil kendi ülkesindeki ücretlere, faktör fiyatlarına ve sermaye maliyetine göre ayarlarlar. Dolayısıyla sermaye yoğun teknolojileri tercih ederler. Böylelikle bir teknolojik tercih daha az istihdam yaratır. Ayrıca çok uluslu şirket zaten ülke içinde var olan bir şirketi satın alarak geliyorsa bu da istihdam yaratıcı olmayacaktır.

Devamı yarınki sayımızda… 

 

HÜSEYİN ERSOY

ÇOMÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi

İktisat Bölümü 4. sınıf öğrencisi


Bu haber 20/11/2020, Cuma günü yayınlandı, 153 defa görüntülendi
*