Görgülü Apartmanı

Gerçeklerin yükü ağır geldiğinde, savaşmaktan yorulduğumuzda ya da hayatta anlam vermeye değer hiçbir yaşantı keşfedemediğimizde daha çok film izliyoruz.   Daha az üşengeçlerimiz ise daha çok kitap okuyor. Daha da çok okuyanlarımızı yazma sevdası sarıyor. Bu sayede bir süreliğine de olsa kendi sorunlarımızı unutup hayallerimizi konuşturuyoruz. Romandaki seri katilin kim olduğuyla meşgul oluyoruz ya da filmdeki Alev olup ayrı dünyaların insanı olduğu-muzu bile bile Ali’nin peşinden koşuyoruz. Böyle iyiyiz. Filmleri ve kitapları İnsan Hakları Ruhsal Seyahat Özgürlüğü Beyannamemiz olarak kabul ediyoruz. Çünkü kendimizi dış dünyadan soyutlamanın daha zahmetsiz bir yolunu insanlık olarak henüz icat edemedik. Ya daha çok film izleyip kitap okuyacağız ya da madde bağımlısı olacağız.

Birinci seçeneği tercih ederek filme başladım. Çayımla eşgüdümlü olarak azalan film henüz ortalarına gelmemişti ki, sokağımdan alışık olmadığım birtakım sesler yükselmeye başladı. Merakla kalkıp perdeyi hafifçe araladım. Önlü arkalı üç kişinin sokağı koşarak geçtiğini gördüm. Birinin elinde silah olduğuna emi-nim. O an yarım saat kadar önceki polis sirenlerini ciddiye almam gerektiğini anlamıştım. Ya da tam anlı-yor gibiydim ki, anlamam büyük bir gürültüyle yarıda kesildi. Zira anlama dair bir şeylerin sonunu getirdiğim ender rastlanan bir şeydir.

Gürültü, şiddetli bir kapı kapanması gibiydi. Ve kapanan kapının da oturduğum apartmanın kapısı olduğu bir hayli açıktı. Bu durum, dört katlı ‘Görgülü’ apartmanı için sıra dışı bir hadise sayılmazdı. Yaşadıkları apartmanın adına tepki olarak dünyaya getirdikleri dört oğullarıyla bir üst katımda yaşayan ailenin rutin vukuatlarıydı bunlar. Saadet Hanım ve eşi Fahrettin Bey’in çocukları: Hamdullah, Hakkı, Hasan ve Bora. Evet Bora. Ama adı sizi yanıltmasın. Dördüncü veledin yapım damgasında modernizme geçişler görülse de çiftin eserlerinde genel olarak nihilist bir çizgi var. Yok sayıyorlar; komşuları, uyuyanları, uyuyamayanları, hastayı, ölüyü, diriyi. Özellikle de dış kapıyı.

Bu umursamaz, kin dolu kapı çarpışı tamam da, zabıtadan kaçan işportacı misali merdivenleri tırmanan dört azmanın toynak sesleri eksik. Asansörü, içine sığamadıkları için kullanmıyorlarmış. Anneleri Saadet Hanım’ın beyanatı. Hiç de şaşırmıyorum bu duruma. Zaten hiçbir zaman o çocukların dört kişi olduklarına tam olarak ikna olamamıştım. En az üç yüz yetmiş sekiz kişiler.