Amatör mağara adamı – II

“Bilmem…” Başparmağı yine kaş çizgisinde gezinmeye başladı. “Planlı bir şey değildi. Sen tetikledin…”
“Ben?”
“Evet, sen… Amatör olmamla ilgili bir şeyler söyledin. Ki…” Ayağa kalkarak içeride volta atmaya başladı. “Ki o kelime bana hep, biraz önce sana anlattığım, babam tarafından bir halatın orta yerinde yakalandığım o anı hatırlatır.”
“Nasıl yani?” dedim, meraklı gözlerle. “O günle ne ilgisi var?”
“Çünkü hayatımda İlk defa o gün, babamdan duymuştum o kelimeyi. Bu yaptığım şey için amatör olduğumu, tek başıma böyle riskli bir şeye kalkışmamam gerektiğini söyledi.” Gülmeye başladı. “Önce bu kelimenin bir küfür olduğunu düşündüm. Üzüldüm… Babam anlamını açıklayınca ise daha çok üzüldüm. ‘Profesyonel olmayan, tecrübesiz, çaylak’ böyle anlamlara geliyordu… Ki, benim için herhangi bir küfür çok daha az incitici olurdu.”
“Sen ciddi misin?” dedim, küçük bir kahkaha atarak. “O yaşta bile her konuda iddialı olmak, aksine tahammül edememek… Bu nasıl bir hırs?”
Başını salladı. “Hırs değil.” Suratında alaycı bir ifade oluştu. “Herhangi bir konuda, herhangi bir şey yaparım ve ortaya kendiliğinden muhteşem bir iş çıkar… Bu benim çabam ya da seçimim değil. İyi olmak, verimli olmak benim kaderim. Yani… Yediğim bir meyvenin çekirdeğini yere atsam oradan ağaç yetişebilir(!) Bu mükemmellik, aslında lanet gibi bir şey. Ah… Rastgele bir cümle kurarım ve bir anda ortaya bilgece bir söz çıkar. Küçücük bir şey yaparım ve kahretsin ki yine bir anda bi’ başyapıta dönüşür… Anlayacağın, böyle bir hayatım varken hepi topu sallanan bir ipten aşağı inmek için tecrübesiz olduğum söylenirse… Buna bozulurum.”
“Şu kendini beğenmişliğinin uzun zaman önceye dayandığını tahmin ediyordum ama mağara dönemine dek uzandığını… Gerçekten düşünemezdim” dedim, gülümseyerek. Ardından ekledim. “Peki, sonra ne oldu?”
“Sonra…” Gözleri uzağa daldı. “Çok uzun bir zaman buraya inerken merdiveni değil, yukarıdan saldığım halatı kullandım… Babama yaptığım şey için yeterli olduğumu, amatör olmadığımı göstermek istiyordum.” Güldü. “Gösterdim de… Ve o gün bana dedi ki, Aileler çocuklarını korumak için bazen onlara, heves kırıcı uyarılarda bulunabilirler. Çocuğun, aslında yapabileceği bir şeyi, yapamayacağını söyleyebilirler. Bu, çocuğun o şeye kabiletsiz olduğunu ya da buna zekasının yetmediğini göstermez. Bu, o şeyin tehlikeli olabileceğini ve bu yüzden ailenin, çocuğu incinmekten korumaya çalıştığını gösterir. Böyle dedi. Bense o an tekrar sordum, ‘yani iyiyim?’“
Küçük bir kahkaha atarak cümlesi sonlandırdı o an:
“İyisin’ dedi. Ve beni asıl korkutan da bu…