Amatör mağara adamı – I

Kayalıkların bir çadır gibi kapanarak oluşturduğu küçük bir mağara, içeride tahtadan yapılmış el işi kitaplıklar, minik tabureler, orta yerde yine tahtadan yapılmış küçük bir masa, ahşap raflara yerleştirilmiş gaz lambaları, sütunlarda duran devasa mumlar, en dipte katlanmış küçük bir yatak, katlı battaniyeler, yanında büyükçe bir sandık, ayağımızın altında altın sarısı kumlar ve önümüzde uzanan masmavi deniz… Asırlık taşlar, restoranın altını bir şemsiye gibi çevrelemiş, adeta gizli bir cennet oluşturmuştu burada. Ve o, küçük bir yerleşim yeri haline getirdiği bu saklı cenneti o gün benimle paylaşmıştı.

“Burası… Büyüleyici!” Ellerim istemsiz ağzımı kapattı. “Sen, sen burayı…”

“Ben burayı…” dedi, derince bir nefes alarak. “Çocukken keşfetmiştim… Amcama aitti burası… Restoran yani… Bina inşa edilirken, etrafı dolaşıyordum bir gün… O an dikkatimi çekti kayalıkların altı… Şapkalı bir adama benzettim ilk gördüğümde. Sonra da işte şapkanın altını merak etmeye başladım… Ama şöyle bir sorun vardı ki, yukarıdan deniz kıyısına doğrudan bir iniş mümkün değildi. Hatta kıyı boyunca kilometrelerce doğrudan bir iniş yoktu aşağı… Ama kafayı da takmıştım…” Bir taşın üzerine yavaşça oturdu. Yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. “Sonra bir gün, uzunca denemelerden sonra belime bağladığım bir halatla kendimi aşağı saldım. Tüm tedbirleri aldığımı düşünüyordum ama bir şeyi unutmuşum…” Güldü. “Babama yakalandım. Halatı yarılamıştım oysa… Beni önce yukarı çekti, azarladı, öğütler verdi. Sonra, sonra bir baktım… Halat babamın belinde… İkimizden birinin bunu yapması gerekiyorsa o yapmalıymış. Böyle dedi… Yani, buraya ilk inen o oldu. Sonra da halatın sağlam olduğundan emin olduktan sonra, beni indirdi… Ve kesinlikle benden daha çok hayran kaldı buraya. Birlikte, yeni bir kıta, yeni bir medeniyet keşfetmiş gibi sevinmiştik. Sanırım bu yüzden… Restorandan bu küçük mağaraya çıkan geçit fikrini öne attığımda, hiç diretmeden kabul etti… Bu, ikimizin sırrı olacaktı. Sonrasıysa işin en kolay kısmıydı… Yaptığımız tek şey, mağaranın boru gibi yukarı uzanan kıvrımları arasına uzunca bir merdiven yerleştirmek ve o merdivene açılacak kapıyı, koridora sadece ikimizin bileceği şekilde monte etmek oldu. Ve… O günden sonra da burası, benim çocukluğum oldu sanırım…”

“Çok güzel…” Elim kayalıkların duvarlarında gezinmeye başladı. “Sanırım, şimdiye kadar gördüğüm en büyüleyici yer burası… Kesinlikle öyle…” Karşısına geçerek gülümsedim. “Özellikle bir çocuk için harika bir deneyim… Heyecan verici, gizemli, keşfetmeye değer… Tam sana göre…” Etrafa tekrar bir göz attım. “Tabii, şu an için değil. Yatak, masa, tabureler… Her şey küçük bir çocuğa göre yapılmış.” Gülmeye başladım. “Sense şu an cüceler evini basmış devler gibisin burda. Her şey minyatür duruyor yanında… Ara sıra… Geliyor musun buraya peki?”

“Çok zorda kalmadıkça, hayır” dedi.

“Bugün niye geldik o zaman?”

 Devamı yarın