Yeni Nesil Kentler

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Öngörülere göre 2035 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun %60’ı kentlerde yaşayacak. Bugün en fazla nüfusa sahip ilk beş mega kente baktığımızda yaklaşık 38 milyon nüfusuyla Tokyo başı çekiyor. Geriye kalan 4 şehrin hepsi Asya’da hatta ilk 10 şehrin 9’u yine bu kıtada. Jakarta (iklim değişikliği nedeniyle bazı bölgeleri boşaltılıyor), Delhi, Guangzhou-Foshan, Mumbai…

2035 yılına yaklaşıldığında mega kent sayısının daha da artması bekleniyor. “Şehirlerin ölçek ekonomisi ile işlediğini göz önünde bulundurursak; gelecekte büyük kentlerin kişi başına düşen alt yapı harcamaları azalır, enerji gereksinimi düşer ve yenilikçilik için bir merkez olma olasılığı yükselir; ancak aynı oranda suç oranı, hırsızlık, salgınlar, iş dünyasının baskısı vb. artar” diyor Philip Ball. Bir dikotomi oluşturan bu durum bize büyüklükle gelişmişliğin aynı şeyler olmadığını anlatıyor. Söz konusu kentlerin çeperlerinde bulunan gettolara baktığımızda bu durum açıkça görülüyor. Bu zorunlu büyümenin sürdürülebilir olması için “yeni nesil” kavramı devreye giriyor. Teknolojiye erişimin de sınıf ayrımları yaratma ihtimallerinden daha önceki yazılarda bahsetmiştik. Kent ölçeğinde de benzer bir risk söz konusu. Akıllı ev ve mahallelerde düzenli yaşayan insanlar ile buralara sadece çalışmak için gelen ve bu nimetlerden faydalanamayan insanların arasındaki çatışma çeşitlendirilebilecek örneklerden ilk akla geleni.

Dünyanın hemen her sektör ve konuda birbirine bu kadar bağımlı hale geldiği günlerde Rusya-Ukrayna krizi gidişatın ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu çünkü her ne kadar transhumanizm’e hızlı adımlarla ilerlesek de insan halen organik temelli bir canlı ve beslenmeli, ısınmalı, yarattığı konfor alanını korumalı… Ancak başta Avrupa, gıda ve enerji ile ilgili bazı B planlarını devreye sokmak zorunda kaldı. Almanya, Avrupa Yeşil Mutabakatını dikkate alarak devre dışı bıraktığı bazı termik santralleri yeniden işletme kararı aldı. IMF Başkanı Kristalina Georgieva savaşın sonuçlarından doğrudan etkilenen Avrupa’da eğer kış sert geçerse toplumsal huzursuzlukların çıkabileceğini söyledi. Hal böyleyken zor bir durumda mega kentlerde oluşacak karmaşayı öngörmek çok zor olmasa gerek. Bu sebeplerle tüm dünyada kent-kasaba bağlamında olabilecek her şey için “yerelde üret, yerelde tüket” giderek yükselen bir sesle dile getiriliyor. Özellikle kuzey ülkelerinde yeni, sürdürülebilir kentleşme modelleri ortaya konuyor.

Diğer yandan artan gelir adaletsizliği oranına bağlı olarak; yüksek gelirli kişilerin bir araya gelerek ekolojik, sürdürülebilir ve teknolojik kurtarılmış bölgeler oluşturması (ki ülkemizde hatta ilimizde de örnekleri artıyor) çok uzak bir ihtimal olarak gözükmüyor.

Her ne kadar çok kapsamlı ve katmanlı olsa da farklı yaklaşımlar sergilemek adına konuyu sadece teknoloji-dijitalleşme bağlamında değil, 360o irdelemek önemli hale geliyor. 2035 tahminleri birçok başka etkene bağımlı olsa da teknolojik dönüşümün bu duruma ne kadar sirayet edeceği tamamen yerel yönetimlerin inisiyatifine kalmış durumda. “Ölçemediğiniz hiçbir şeyi kontrol edemez, kontrol edemediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz” sözü tüm dünyada yerel “yönetimlerin” veriye göre hareket etme zorunluluğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle her ne kadar merkezi hükümetlere bağlı olsalar da; kendi bünyelerinde kuracakları araştırma birimleriyle elde ettikleri verilere göre kademeli artan yıl öbekleri için gelecek projeksiyonları yapıp, en azından etki alanlarında çoğulcu ve çözümcü politikalar üretebilirler. Bu sağlandığında toplumsal cinsiyet eşitliği, teknolojiye adil ulaşım, sürdürülebilir gıda, su, ulaşım ve enerji, iklime bağlı gönülsüz göç,  vb. alanlarda çözümler üretebilen dinamik, demokratik ve bütüncül bir yapıya evrilebilirler. Kısacası gelecekte kentleri sadece teknolojik aletlerle donatmak ve “akıllı” hale getirmek, içinde girifit halde yaşayan tüm canlılar için akıllı çözümler olmayabilir. Sosyal bilimleri de kapsayan disiplinlerarası bir yaklaşımla, veriye dayalı planlama yapılarak gerçekleştirilecek tüm dönüşüm yatırımları dünyanın birbirine bağımlı bu kırılgan yapısı içinde “yeni nesil” bir alternatif olarak yerel yönetimleri daha da önemli hale getirebilir.  Bu durumda yeni nesil kentler teknolojik adaptasyonun yanında her anlamda daha az bağımlı, büyük ölçüde kendine yeten, sürdürülebilir ve veriye göre politika üreten dinamik yapılara dönüşmelidir.

Özgün Çağlar Berkit

 


Bu haber 28/09/2022, Çarşamba günü yayınlandı, 180 defa görüntülendi
*
Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com