Yaşamak ne güzel şey

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Muğla’nın Selimiye köyünde, mükemmel bir manzara eşliğinde büyüyen Hüseyin, okur ve insanlara saygı duyan bir çocuktu. Ailesi ve köyde bulunan insanlara karşıt  fikirlerle büyümüştü. Can Yücel en sevdiği şairdi. Yaşam dolu olan Hüseyin arkadaşlarına ve çevresine yaşamın değerini anlatmak için mücadele ediyordu.

Köyün en güzel kızı olduğu düşünülen, bir o kadar da zengin olan Sude’yi çok seviyordu. Hüseyin 21 yaşına gelmiş yüzlerce kitap okumuştu. Sude o sıralarda İstanbul’da Üniversite kazanmış ve yaz aylarında köyüne uğrayan, modern olarak anılan bir kızdı. Uzadıkça Hüseyin’in gözlerini büyüleyen kızıl saçları, tek tek sayılacak kadar ince olan kirpikleri ve yemyeşil gözleriyle adeta ışık saçıyordu.

Hüseyin Sude ile aynı Üniversite’yi kazanmasına rağmen gerek ekonomik şartlar gerek biricik annesinin rahatsızlığından dolayı, Hüseyin Üniversite hayatına başlayamamıştı.

Bir gün yine aynı yerde tuttuğu balıkları geri bırakan ve Sabahattin Ali’nin ‘Kuyucaklı Yusuf’ kitabını kaçıncı kez okuduğunu bilmeyen Hüseyin, Sude’nin yanına geldiğini gördü. Heyecandan kaçıncı sayfada olduğunu unutmuş ve hayatında ilk defa tuttuğu balığın ölümüne sebep olmuştu. Balığın öldüğünü gören Hüseyin’in aklından Nazım Hikmet’in ‘ Yaşamak ne güzel şey, Anlayarak, bir usta gibi, kitap gibi. Bir sevda şarkısı gibi. Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak’ dizeleri geçti.

Sude, Hüseyin ile aynı kitapları okuduğunu gördükçe sohbet uzamaya başladı. Çocukken aynı köyde büyümüş olmalarından dolayı, birbirlerine anlatacak çok hikayeleri vardı.

Sude Hüseyin’in Üniversite okuduğunu iddia eden kişilerden daha fazla kitap okumasına, hayata bakış açısına çok şaşırmıştı. Sürekli olarak denize bakan gözleri, ilk defa bu kadar yakından Hüseyin’in masmavi deniz gözlerine baktı.

 


Bu haber 29/08/2022, Pazartesi günü yayınlandı, 128 defa görüntülendi
*
Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com