İnecek Var!

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

İstanbul’a vardım. Binbir çeşit şeyin satıldığı rengârenk dükkânlarla küçük bir kâğıt parçası aracılığıyla insana geleceğinden haber veren tavşanlar başımı döndürmüştü. Falcı tavşanlar, sadece Türkiye’de görebileceğiniz bir şey.

Dört bir yan minibüslerle doluydu, insanları yol kenarından alıveriyorlardı. Buz gibi yağmurun altında sabırla bekleyip seferlerin gerçekliğiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan otobüs çizelgelerine bakıp durmaya alışkın bir kuzey İngiltereli olarak bu beklenmedik durum büyük bir lükstü, cennette rastlanılabilecek türden bir şeydi. Sırf doğru dürüst bir ulaşım hizmetinin keyfini sürebilmek için rastgele bir minibüse atlıyor, biraz sonra inip bir başkasına biniyordum.

Öte yandan, minibüslere genellikle tıklım tıklım dolu oluyordu. İlk binişimde eşimle en arkada oturmayı başardık. Şoföre parayı nasıl vereceğimize kafa yorduğum sırada Kızıldeniz’in Musa’nın önünde ikiye yarılması gibi mucizevi bir şey oldu. Eşim üstünde hatırı sayılır denebilecek bir sayı yazılı olan bir banknotu önündeki kişiye uzatıp birkaç sözcük mırıldandı; para, üniversiteye gitmek üzere evden ayrılan ve bir daha asla görmeyeceğinizden korktuğunuz bir çocuk gibi yola çıktı. Nasıl olacak bu iş diye düşündüm, önümüzde belki on-on beş sıra insan vardı. Elden ele uzatılan banknot şoföre ulaştı, şoförün yolladığı para üstü de o arada daha da artmış olan kalabalığın arasından aynı şekilde geri dönerek hop diye ellerimize vardı. Gurur ve minnet içindeydim, oysa Türkiye’de her gün, her dakika yapılan bir şeydi bu.

Yazının devamı yarın…

 


Bu haber 05/08/2022, Cuma günü yayınlandı, 117 defa görüntülendi
*
Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com