Simülasyon ve Oyun

Gerçekten insancıl bir uygarlıkta insan yaşamı, çalışmak yerine eğlenmek olacak ve insan ihtiyaç yerine gösteriş içinde yaşayacaktır.

Friedrich Schiller

Felsefi açıdan uzun zamandır tartışılan gerçeklik kavramı hakikat ile birlikte çözülmesi zor bir yapıdadır. Gerçeklik bilinçten bağımsız olarak var olan nesnel her şey olarak tanımlanırken, hakikat nesnel gerçekliğin bilinç tarafından kendi kavramsal bağlamında yorumlanması olarak tanımlanmaktadır. Materyalizme göre gerçeklik somut olandır. Diyalektik materyalizm düşünceyi madde, gerçekliği ise bilginin bir yansıması olarak görür.

Eagleman’ın aktardığına göre “Gerçekliği olduğu gibi algılayabilseydiniz, onun renksiz, kokusuz, tatsız sessizliği karşısında donakalırdınız. Beyninizin dışında kalan her şey, enerji ve maddeden ibarettir. Milyonlarca yıllık evrim süreci boyunca, insan beyni bu enerji ve maddeyi zengin bir varlık deneyimine dönüştürmede ustalaşmıştır.” Bu açıdan bakıldığında gerçeklik beyin tarafından dönüştürülen enerji ve maddenin bilinç tarafından algılanmasıdır. Diğer duyu organlarımızın aksine beyin dış dünyayı hiç deneyimlememiştir. Ancak kendisine bağlı sinir ağları üzerinden aktarılan elektrokimyasal sinyaller aracılığı ile dış dünyayı deneyimler  ya da bilince deneyimletir. Böylece gerçeklik beynin kendi karanlık odasında yarattığı elektrokimyasal bir yorumdur denebilmektedir.

Oyun ise bahsedilen gerçekliğin belirli şekillerde ve genellikle eğlenceli şekilde yeniden yaratılmasıdır. Oyun kavramı yaygın bir dil olan İngilizce’de iki anlamda ifade edilir: “Play” ve “Game”… “Play” daha çok bebeklik çağındaki çocukların kurala tabi olmayan oyunlardır. “Game” ise sıkı kurallara sahip, bir stratejisi ve amacı olan oyundur. Geleneksel anlamıyla oyun insan ve hayvanların çocukluk dönemlerinde kendilerini ve çevrelerini tanımalarına yardımcı olan eğlence temalı bir etkinliktir. Zaman zaman yetişkinlerinde katıldığı bu etkinlikler belirli kurallar çerçevesinde oynanır. Geleneksel oyun kendi içinde bir amaca sahip olsa da gelecekle ilgili bir beklentisi yoktur, o an orada eğlenilir. İçinde gerilim ve sevinç duygusunu da barındıran oyun kimi zaman gerçek hayatın savaş, kavga, kaçma-kovalama, korkarak saklanma gibi sert bileşenlerini yumuşatarak ve eğlenceli şekilde deneyimletir. Oyun konusunu inceleyen Schiller’e göre: “Modern toplumda birey bütünden kopmuştur. Mantık ve duyumsallık arasındaki çatışmada uygarlık duyumsallığı ussallaştırırken, aynı zamanda onu mantığa bağımlı duruma getirmiştir. İnsan yaşamında bu iki güdünün uzlaştırılması için üçüncü bir güdüye ihtiyaç duyulur; bu da insanı güzelliğe ve özgürlüğe kavuşturacak olan oyun güdüsüdür. Gerçekten insancıl bir uygarlıkta insan yaşamı, çalışmak yerine eğlenmek olacak ve insan ihtiyaç yerine gösteriş içinde yaşayacaktır.”

Oyun gerçek hayatı simüle eder. TDK’ya göre simülasyon “benzetim” demektir. Simülasyon gerçek hayatın bir benzetimidir. Zaman zaman onu aşar ve tamamen ondan farklılaşabilir. Simülasyon ortamında gerçeklik tekrar yaratılır. Baudrillard’a göre “yapılması gereken şey bütün bunların yapay eş değerlilerini oluşturabilmektir. Aski takdirde tehlike sınırını aşmış olan gerçeklik kendi kendini yok edecek, için için kaynayıp gidecektir – zaten şu sıralarda yerini sanallığın her çeşidine bırakmakla meşguldür.”

Gerçeklik beynimizin yapısı gereği zaten dolaylı yollarla algıladığımız bir olgudur. Diğer yandan simülasyon ve gerçeklik arasındaki bu yeniden yaratım  süreci oyun kavramıyla bütünleştiğinde gerçek ve yanılsamanın sınırları bulanık hale gelmektedir. Baudrillard’a göre Disney Land “Amerika’nın minyatürleşmiş bi mikro-kozmosudur” ve içeride kurgulanan yeni gerçeklik çocuksu bir evren modelinde tasarlanmıştır. Böylece sadece çocukları değil, çocuksu taraflarına dokunmak isteyen (ve çocuk olmadıklarını anlamak isteyen) yetişkinleri de kendisine çekmektedir. Disney Land’de gerçeklik ve onun yeniden yaratımı simülasyon arasındaki farklar, beyin tarafından farkedilmeyecek bir aşamaya gelir. İşte burada oyun kavramının “o an eğlenilmesi, anda olunması” gereklikiği beyin tarafından tamamen özümsenir. Böylece beyin gerçeklik ve simülasyonun ne olduğuyla ilgilenmez. Sadece o an orada eğlenmek isteyen bilince gerekli verileri aktarır.

Bu açıdan bakıldığında geçmişte sokaktan eve dönmek istemeyen ya da bugün dijital oyunların başından kalkmak istemeyen çocukların yaşadığı deneyim bununla benzeşmektedir. Çocuk o an simüle edilmiş oyun dünyasında eğlendiği için gerçek hayatta olan biten onun pek umrunda değildir. Ancak anne ya da baba tarafından ciddi şekilde uyarıldığında andan kopup gerçek olarak tabir edilen dünyaya geri dönebilmektedir.

Günümüzde gelişen teknolojilerin görsel anlamda oyunları neredeyse mükemmel kılmasıyla artık oyunun kapsamı değişmiş eğlenmenin yanına “gerçekmiş gibi deneyimlemek” kavramı eklenmiştir.  Gelişen sanal gerçeklik teknolojileri, insanlığın binlerce yıldır alışmış olduğu gerçek dünyayı ve üstünü birebir taklit edecek duruma geldiğinde, oyun deneyimimiz bir adım daha öteye gidecektir. Atari salonlarında bir joystick, üç düğme ve piksellerin gözüktüğü ekran teknolojisi karşısında saatlerce oyun oynayan insan, XR (Extended Reality) teknolojisiyle birlikte sibere doğru bir adım daha atacaktır. Bu teknoloji beyne veri taşıyan duyu organlarına da simüle edilmiş hisler göndererek hem görsel hem de dokunsal bir simülasyon yaratacaktır. Böylece insanın gerçeklikle bağlantısı istediği anlarda tam anlamıyla kopacaktır ve yaratılan dijital gerçekliğin içinde zamanlamasını ve sınırlarını kendinin belirlediği yeni bir çoklu ortamda vakit geçirecektir. Bu durum reel hayatın gerçekliği ile bağımızın zayıflamasına, yaşamsal faaliyetler dışında belki de kopmasına neden olacaktır. Beyin kimyasal tepkimelerden oluşan bir organdır: Bu tepkimeleri hangi gerçeklik türünün verisine göre oluşturduğu onun ilgi alanına girmez. Onun için önemli olan gelen veridir; oyun veya gerçek fark etmez.

Özgün Çağlar Berkit


Bu haber 22/04/2022, Cuma günü yayınlandı, 643 defa görüntülendi
*
Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com