Aynaya Fısılda

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Tek kişilik iletişimle, yani insanın kendi kendisiyle iletişimiyle başlayacağım.

Gerçek hayatta ne zaman kendi kendimizle yüksek sesle konuşuruz? Gerçekten ne zaman konuştuk? Başlamak istediğim yer kendi kendimizle iletişim. Bence bunu yapmak insanlarla kurduğumuz iletişimden çok daha zor. Çünkü insanlarla iletişim kurarken sesli düşünüyoruz ve daha sonra sesli bir biçimde karşı tarafa aktarıyoruz. Ama kendi kendimizle iletişimimizde neden bu olmuyor? Çünkü kendimizle yalnız kalamıyoruz bu kesinlikle birinci neden. Aslında her insanın kendiyle yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Bu şekilde kendimizle olan iletişimimiz güçlenir. En basitinden bir örnek vermem gerekirse şunu verirdim; Mesela bir seçim yapmanız gerekiyor. Sporcu olmak mı? Sanatçı olmak mı?

Hayatınız boyunca her iki dalda da eğitim aldığınızı düşünün. Küçüklüğünüzden beri hem dans dersleri hem de tiyatroyla ilgili dersler alıyorsunuz. Ama aynı zamanda da tiyatro kursundan çıkınca koşa koşa voleybol antrenmanlarına gidiyorsunuz. Kısacası küçüklüğünüzden beri hem spora hem de sanata yatırım yaptınız ve artık bir yol seçmeniz gerekiyor. Ne yapardınız?

Herkesin sizin hayatınızla ilgili bir fikri var. Babanız daha çok maddi durumunuzu düşündüğü için sporcu yapmaya çalışırken, bir yandan da anneniz hayatı boyunca sanatla uğraşmak isteyip uğraşamadı ve kızının sanatla ilgili bir mesleği olsun hayatı hep sanatla geçsin istiyor. Halanız sporu, amcanız sanatı, teyzeniz sanatı, o sporu, bu sanatı derken kaybolup gittiniz. Karışık olan aklınız çevreniz yüzünden bir daha karıştı. Asıl soru şu olmalıydı “Ben ne istiyorum?’’ Bu soruyu da sadece kendinizle baş başa kaldığınızda sorabilirsiniz. İşte işin zor kısmı bu insanlardan kendinizi ayırıp kendinizle iletişim kurmanız. Kimseden etkilenmeden bir tek kendi kararlarınızı, kendi fikirlerimizi anlamak…

Kitapta şöyle bir soru soruyor; “İletişim kurarken, içinizden bir şeylerin taştığını ve gözlerinizden, parmak uçlarınızdan, derinizden dışarı aktığını hiç fark ettiniz mi?’’

Fark ettim mi diye düşündüm. Ettiğimi fark ettim. Bu çok basit bir örnek olacak büyük ihtimalle…

Bir masada yakın arkadaşlarınızla veya ailenizle otururken karı tarafın size hiçbir kelime kullanmadan anlattığı bazı şeyler olur ve siz bunları anlarsınız. Bazen bir şey söylersiniz bir bakış atarlar o zaman da anlarsınız. Bazen gözlerinizle anlaşırsınız. Ama işte o an böyle sanki aramızda bir köprü var ve ben o köprüden söylemem gereken şeyleri, içimden söylüyorum ve o köprü yoluyla karşı tarafa iletiliyor. Diye düşünürdüm hep. İşte, aslında iletişimin bence en üst kısmı bu karşımızdaki insanı çok iyi tanımak ve ne yapacağını ne diyeceğini tahmin etmekle ilgili bir olay…

Bunlar sahnede de aynı şekilde geçerli. Ben partnerimi ne kadar iyi tanırsam, onunla ne kadar çok bağ kurarsam sahne üzerindeki iletişimim güçlü olur. Ve iletişimim ne kadar güçlü olursa o kadar iyi bir oyun olur. Bu yüzden önce partnerimi çok iyi tanımalı onunla iletişimim çok kuvvetli olmalıdır. Sahnede bir oyun oynadığınızı düşünün ve partnerinizle iletişiminiz çok kuvvetli. Partneriniz bir cümlesini unuttu ve bunu sahne üzerinde söyleyemez ama sizin iletişiminiz çok kuvvetli olduğu için bu olayı anlayıp aslında oyunu çevirebiliyor olacaksınız. Fakat eğer ki iletişiminiz güçlü olmasaydı, bunu nasıl anlayabilir veya doğaçlama sahnesi gerektiğinde ne kadar iyi doğaçlayabilirsiniz? İşte bu yüzden iletişim her yerde her şeyde çok önemlidir.

Bahçeşehir Üniversitesi Konservatuvar – Sahne Sanatları Bölümü 1. Sınıf Öğrencisi


Bu haber 22/01/2022, Cumartesi günü yayınlandı, 2106 defa görüntülendi
*
Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com