Sarıçay Cinayeti-14

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Apartman terk edilmiş gibiydi. Hiçbir daireden çıt çıkmıyordu. Nebahat anne ve babasını da evde bulamamıştı. Üstelik hem annesini hem babasını cepten aramış ancak ikisinin telefonu da evde çalmıştı. Telefonları öylece sehpanın üzerinde bırakıp çıkıp gitmişlerdi.

“Kesin bir şey oldu. Bu kadar sessizlik hiç hayra alamet değil” diye geçirdi içinden Nebahat. Olan her neyse, köprüdeki kalabalık ile bir alakası olduğuna yemin edecek kadar emindi. Apartmandan çıktığı gibi köprüye doğru yürümeye başladı. Her gün maksimum 5-6 kişi gördüğü park tıklım tıklım insan doluydu. Yaşlılar piknik masalarında oturuyor, geçler ayakta duruyordu. Karşı kaldırımdaki çayın paralelinden ilerleyen yeşillik alanda da yaşlı, genç çok sayıda insan duruyordu. Bazıları köpekleriyle beraberlerdi. Büyük ihtimalle köpek gezdirmeye çıkmış ve sıra dışı bir olayla karşılaşınca orada kalmışlardı. Herkes, oraya yığılmış onca insan, birbirini tanıyormuşçasına aralarında bir şeyler konuşuyordu. Bir düğün olsa ancak bu kadar kalabalık olurdu ama insanların yüzlerindeki endişe ve şaşkınlık düğün değil de kötü bir toplanma olduğunu gösteriyordu.

Nebahat; “Buralardan birisinin cenazesi mi var acaba” diye düşündü. Çevreden kimsenin öldüğünü duymamıştı. Üstelik Sela verilse mutlaka duyardı. Cami eve çok yakındı ve minare seviyesi bulunduğu kata denk geldiğinden Cami’deki her ezan evde okunuyormuşçasına net duyuluyordu. Üstelik Sela verildiğinde de çok net duyulduğundan ölenin kim olduğunu Cemile Hanım Teyze mutlaka ona sorardı. Bugün bırak zili çalmayı evde bile değildi. “Belki de evde olmadığı için sormadı” diye içinden geçirir geçirmez bu fikirden hemen vazgeçti. Çünkü sabahtan beri evde olmasına rağmen Nebahat de Sela duymamıştı. Yani Sela verilmemişti. Verilse mutlaka duyardı.

 


Bu haber 25/10/2021, Pazartesi günü yayınlandı, 258 defa görüntülendi
*