Sarıçay Cinayeti-8

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Sarıçay üzerindeki Halk Köprüsü’nden geçerken arkasından yaklaşan motosikletin sesini duydu. İki kişinin geçebildiği genişlikteki köprüden motorların geçmesine evel ezel sinir olurdu. Üstelik köprünün girişinde motosikletlerin geçemeyeceğini belirten net bir tabelada bulunuyordu.

Sağ taraftan ilerlemeye devam etti. Dar bir alan olduğu için yayalar gidiş yönüne göre sağdan ilerliyordu. Tam köprü bitecekken karşıdan bebek arabalı bir kadın girdi aynı anda arkadan gelen motorlu da Nebahat’e yetişti. Nebahat’in zihninde birden leblebi yutmuş bir solucan görüntüsü belirdi. Daracacık köprüde arabanın içerisindeki bebeği de sayarsak 4 kişi olmuşlardı.

İşte o anda hiç olmayacak bir şey oldu ve motor sürücüsü Nebahat’in kenara çekilmesi için kornaya bastı. Aslında kornaya değil de Nebahat’in bamteline bastı. O esnada bebek arabasında uyuyan bebek de uyandı ve ağlamaya başladı.

Bebek sesi Nebahat’i hüzünlendirdi. Çok erken yaşta kaybettiği kocasını hatırlamasına neden olmuştu. Ama hüzün duygusunun üzerine çıkan başka bir duygu hüznünü bastırdı; Sinir…

Nebahat yanaklarından kafasına doğru ilerleyen bir sıcaklık hissetti. Bir hışımla arkasına döndü. Dönmesiyle birlikte kafasındaki sıcaklık bu kez gözlerine yöneldi ve gözlerinden alev çıkıyormuş gibi hissetmesine sebep oldu. Bu durum her zaman gözlerinin yaşarmasıyla sonuçlanırdı. Güçlü bir kadındı, üzüntüden ağladığına pek rastlanmazdı. Ancak, eğer buna ağlamak denirse, sinirden çok ağlardı.

Motosiklet ehliyeti alacak yaşa yeni gelmiş bir genç duruyordu motosikletin üzerinde. Belki de ehliyeti bile yoktu…

“Evladım görmüyor musun küçücük alan ne basıyorsun dat dat.”

“Abla bi git başımdan, çekil de geçeyim, acelem var”

“Oğlum sen anlamadın galiba burası yayalar için. Hem motorun geçmesinin yasak olduğu yola giriyorsun, hem de utanmadan kornaya basıyorsun, bebeği de uyandırdın… Çekilmiyorum, geç bakalım şimdi nasıl geçeceksen.”

 


Bu haber 16/09/2021, Perşembe günü yayınlandı, 212 defa görüntülendi
*