Üniversitelerin eğitim kısırlığı

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

4 yıllık lise eğitiminin ardından girilen YKS sınavının sonuçları açıklandığında, kimisinde bir mutluluk kimisinde ise bir hüzün olur. Hayatın dönüm noktası diye, yıllarca işlenen öğrenciler, ölüm kalım savaşı ruh hali ile girdikleri sınavın sonucunda bir bölümü kazanırlar.

Boğaziçi, ODTÜ, Yıldız Teknik, İstanbul Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Marmara Üniversitesi kazanılmamışsa, dört bir yandaki okulların kaliteleri ve eğitim düzeyleri aşağı yukarı birbiri ile aynıdır.

Pratik ile öğrenilmesi gereken dersler, 4 yıl boyunca kitaplardan gençlere anlatılır. Hatta bu kitaptan ders anlatma işi öyle bir noktaya ulaşır ki, dinamik eğitim modeli geliştirdik diye işin içinden sıyrılan akademisyenler, dersleri dahi öğrencilere anlattırır. İyi anlatana iyi not verme noktasına kadar işi taşırlar. Bitmedi!

İlk yıl öğrencilere, sizler aslansınız, kaplansınız denir. Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde okuyan gençler ilk sene Nuri Bilge Ceylan olacağız derler. Sosyoloji, psikoloji, hukuk dersleri ile genel kültür düzeyini arttıranlar, entelektüel seviye basamaklarında bir üst basamağa çıkabilenler, Nuri Bilge Ceylan olacaklarına inanmaya başlarlar. İkinci sene gelir, fotoğraf makinesi ve kamerası olmayan okullarda, fotoğrafçılık dersine giren öğrenciler, ekrandan gördükleri fotoğrafları, hayal güçleri ile çekmeye çalışırlar. 2 tane fotoğraf makinesi ve 2 tane kamera alınır, örgün öğrenim ve ikinci öğrenim toplam öğrenci sayısı 200’ü gördüğünde, kamerayı ancak son sene 2 gün görürsün. Çantasından çıkarana kadar, mezuniyet gelir, diplomayı alır, hadi bana eyvallah der memlekete dönersin.

3.sene geldiği zaman taşlar yerine oturur. Evde bir koli not defteri olmuştur. Neden? Pratik olarak uygulamalı derslerin her biri, akademisyen tarafından saatlerce anlatılmış, her bir anlatılan, 2 gün sonra unutulmuş, akademisyen anlatırken, gözleri açık uyuyakalmış, geride de sadece bir koli defter kalmış!

3.sene sonunda, o defterlere bakarsın, bir de çıkar akademisyenin bir tanesi, belgesel çekilecek der. Hani kamera? Hani fotoğraf makinesi? Hani ışık? Kurgu yapacak bilgisayar, ses kartı falan fişman nerede? Yok! Ortaya cep telefonu ile çekilen belgeseller çıkar ve geride ne Nuri Bilge Ceylan olma hayali kalır ne de Fatih Akın… 3.sene bittiğinde polis olalım der öğrenciler. En iyisidir. Devlet memurluğuna kapağı attığın zaman sırtın yere gelmez der akrabalar. Her türlü eğitimi, öğrenimi, harcanan paraları, geçen zamanı bir kenara bırakır, mülakatlara girersin. 2021 Türkiye’sinde polis olabilenler haline şükrederler, geride kalanlar ise ekmeği aslanın neresinde diye aramaya koyulurlar.

4.sene bittiği zaman işte en acısı odur. Geride harcanan 150 bin TL. Bir şehre adanmış 4 yıl. Aşklar, sevgililer, geride kalan kasap, manav, bakkal, elinde ise bir diploma. Artık o dakikadan sonra ister çerçeve yaptır. İstersen o diplomayı masaya ser, üzerinde yemek ye. En iyisinden Amerikan servis olur. Masa kirlenmez!

Geçtiğimiz yıllarda, bölüm başkanları ile görüştüm. Öğrenciler, sektörden temsilciler ile emekçiler ile bir araya gelsinler, işin gerçeğini, karşılaşacakları hayat standardını bizzat muhataplarından öğrensinler dedim. Sorsunlar. Öğrensinler. Eşelesinler. Merak ettikleri her şeyi, bir zamanlar merak ederek, hayatın gerçeklerini öğrenenlere sorsunlar. Fikir havada kaldı. Çok mu zordu, sektör temsilcileri ile öğrencileri bir araya getirmek.

O yüzden, eğitim ha online olmuş ha yüz yüze olmuş. Pratik eğitim teoride anlatılırsa, yıllarca anlat, ne sorun değişir ne çözüm!

Gençlere çok yüklenmeyin…

 


Bu haber 12/09/2021, Pazar günü yayınlandı, 311 defa görüntülendi
*