Şuradan, buradan

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Öncelikle. Geçen hafta yazımızda anlattığımız, Ayyaşların piri Bekri Mustafa’nın, Evliyalık payesinin geri alındığını belirtelim. Yani Rütbesi sökülmüş. Eski komutanlar gibi. Muhalefet 28 Şubat darbesinin komutanlarına, verilen cezaları ve rütbelerinin sökülmesini hoş görmedi. İtiraz ettiler. Acaba, Bekri Mustafa’nın, Evliyalığının geri alınmasına da, itiraz ederler mi? Belli olmaz. Vakıflar Müdürlüğü, işgüzar biri tarafından asılan tabelayı kaldırmış. Sonuçta, Bekrinin günahkâr olup olmadığı, affa uğrayıp uğramadığı, Allahın(C.C) bileceği iş. Belki de, Yüce Mevla Mağfiret eylemiştir. Yaz gelince, okulların açılmasına yakın, Çanakkale’de Korna sesinden geçilmiyor. Neymiş, çocuğunun mükünü kestiriyormuş.  Allah bahtiyar etsin. Damatlığını da göstersin de, Korna neyin nesi oluyor? Çalın. Oynayın. Hoplayın. Zıplayın. Yiyin. İçin ama lütfen şu korna işini bırakın. Aslına bakarsanız, kısa bir zaman önce konvoylarda, korna çalınması yasaklanmıştı. Dinleyen kim? Biri, bize bunu anlatabilir mi? Ne diyeceklerini biliyoruz.”Vallahi konvoydakiler çalıyor. Ben de çaldım. Ne anlama geldiğini de bilmiyorum” der. Sürü psikolojisi. Şimdi adı, Medikal Park olan Anadolu Hastanesinin önündeki, sokağın bir tarafı park edilmiş araçlarla dolu. Tamam. Sıkıntı yok. Ancak, bir sürücü aracını karşı tarafa park edince, yarım saat sonra, bu sırada doluyor. Nasrettin hoca hesabı,”ışığı gören geliyor”.Önemli olan, ilk önce birinin ikinci sıraya park etmesi. Park eden yoksa gelen geri gidiyor. Çarşıda da öyle değil mi? Bir işgüzar, kaldırıma park ediyor. Onu gören bir aklı evvel, burası uygun demek ki diyerek, o da park ediyor. Bir bakın Allah aşkına. Bu durumlara çok rastlayacaksınız.Yasakmış,filan ona bakan yok.Birisi park etmiş mi?Tamamdır.Sıkıntı yok.Aslında,”Sıkıntı yoksa,sıkıntı yoktur”

                             Gülmece

Ufak bir suçtan hapse düşen Temel’in, koğuş arkadaşı hastalanmış, Hemen hastaneye kaldırmışlar. Adam on beş gün sonra iyileşip gelmiş, ama bir eli yokmuş. Temel sormuş: – Ula uşağım, ne oldu eline? – Kestiler. Temel’in koğuş arkadaşı bir hafta sonra yine hastalanmış, hemen alıp götürmüşler. Adam yirmi gün sonra iyileşip gelmiş, ama bu sefer bir kolu yokmuş. Temel sormuş: – Ula uşağım, ne oldu koluna? – Kestiler. Adam bir hafta sonra yine hastalanmış, yine doktora götürmüşler. Bir ay sonra iyileşip gelmiş ama bu sefer de bir bacağı yokmuş. Temel sormuş: – Ula uşağım, ne oldu bacağına? – Kestiler. Adamın her hastalanışında, bir tarafının kesilmesinden şüphelenen Temel şöyle demiş: – Uy uşağım, sanma ki anlamıyorum, bana öyle geliyor ki; galiba sen kısım, kısım firar ediyorsun!.. Sağlıcakla kalınız.


Bu haber 31/08/2021, Salı günü yayınlandı, 389 defa görüntülendi
*