Sarıçay Cinayeti-1

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Nebahat o sabah her zaman olduğu gibi güneşin doğuşu ile sıcak basmaya başlayan odasında uyandı. Kuruyan gözlerini güç bela açabildi. Yılın bu mevsiminde hep böyle olurdu zaten. Temmuz sonuydu, “hava hiç olmadığı kadar sıcaktı”. Aslında her sene, sıcaklık, aşağı yukarı aynı derecelerde olurdu ama Nebahat yaş aldığından mıdır bilinmez, sohbetlerde her senenin önceki seneden daha sıcak olduğunu iddia ederdi.

Güç bela açtığı gözleri, kırmızı dokuma Çan Halısının üzerine vuran ışık huzmesine kitlendi. Işıkta uçuşan tozlar uyanır uyanmaz onu geçmişe götürmüştü. Evlendikten beş yıl sonra kaybettiği eşiyle Berlin’de Brandenburg Kapısı önündeki kalabalığa karışıp kutladıkları yeni yıla… Uçuşan tozlar ile düşen kar taneleri görsel bir bağlantı kurmasına neden olmuştu. “Bu sabahta keyifli uyanamadım” dedi kendi kendine…

Böyle düşünmesinin tek nedeni hayatında gördüğü en kibar, en naif ve düşünceli adamla geçirdiği son yılbaşı kutlamasını hatırlamış olmasıydı. Çünkü o geceyi düşündüğünde keyfini kaçıracak hiçbir neden bulamıyordu ve mutlaka keyfini kaçıracak bir şey bulmayı o günden beri kendisine görev edinmişti. Yani eşini kaybettiği günden beri…

Ağır depresyonda geçirdiği bir yılın dışında her sabah mutsuz uyanmanın bir yolunu bulurdu. O bir yıl da zaten aldığı ilaçlar nedeniyle hayal meyal hatırladığı anlardan oluşuyordu. O yıl da ne kadar kötü hissettiğini ancak o anıları düşündüğünde beliren göğsündeki ince sızıdan çıkarabiliyordu.

Arkası yarın…

 


Bu haber 12/08/2021, Perşembe günü yayınlandı, 381 defa görüntülendi
*