Gören Ayder demez “Ah”der!

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Karadeniz turunun belki de bizi en çok hüsrana düşüren kısmına doğru seyahate geçmeden önce Trabzon’da araç arızalandı. Aracımızı Trabzon sanayide yaptırırken, taksiciler ile Trabzon ve Karadeniz üzerine sohbete giriştik.

Bir taksicinin mutlaka gör dediği yeri, çok değil 2 dakika sonra diğer taksicinin sakın gitme dediğine şahit olduk ve o kafa karışıklığı ile bir ara rotayı Uzungöl’e çevirecektik. Durduk ve sakince düşündük. Bugüne kadar Araplaşan Uzungöl, çarpık yapılaşma ile yayladan çıkan ve İstanbul’un bir mahallesine dönen Uzungöl’ü fotoğraflarından görmüştük. Gerçeğini görelim mi diye düşündük ve kararı verdik.

Görmeyecektik.

Rotayı hızlıca Rize Ayder yaylasına çevirdik. Ayder yolu sanılanın aksine kaymak gibi asfalt, akıcı ve çift şeritli rahat bir yoldu. O yoldan yavaşça yarım saatte yaylaya ulaştık. Yaylanın girişinde, her zaman ve her yerde olduğu gibi 34 ve 06 plakalı araçlar karşıladı bizi. Yaylanın tek 17 plakası olarak gurur duyduğumuz anda, yayla içerisindeki kavşakları gördük. Kavşaklar yetmedi, yaylaya İller Bankası’ndan alınan ve takılan yol aydınlatmalarını gördük. Hemen yanı başında yayla yolu boyunca uzanan kebapçılar, künefeciler, takı-tukacılar, helvacılar, kuzu çevirmeciler, tavuk pişirmeceler, yaylanın duman kaplı olduğunu fark etmemiz 10 dakika sürdü. O 10 dakika sonunda şoku attık ve konaklayacağımız yere vardık. Konaklama dediysek küçük İstanbul’da konaklama bir hayli tuzlu.

Kalacağımız yere geldiğimizde, kafamızı gayri ihtiyari kaldırdık ve çevreye baktık. Abartısız gördüğümüz tek manzara çatılar ve araçlar olduğundan, o yayladan hızlıca çıkmamız gerektiğini düşündük ve sabahı beklemeye başladık.

Güneş doğar doğmaz, hazırlığımızı yaptık ve gerçek Rize’ye gidebilmek umudu ile o Rize görüntüsünü terk etmek için hızlıca hareket ettik. Hazırlandık, aracımıza bindik, harekete geçtik. 2 dakika sonra, akşam göremediğim manzarayı sabah fark ettim.

 

Ayder Yaylası’na TOKİ girmişti. TOKİ tarafından yaylada yapılan inşaatlar dolayısıyla, yayla şantiyeye dönmüş ve yayla içerisinde kamp sandalyesinde oturan vatandaşın önünden sürekli dozer geçer olmuştu. Şantiyelerden sıyrılıp, Rize’ye indiğimizde rahat bir nefes aldık ama insanların yayla fotoğrafı çektirmek için yeşillik alanı dakikalarca aradığına şahit olduk.

 

Mutluluğu ve huzuru sadece İnstagram’da paylaşılacak bir fotoğraf haline getirdiğimizden, ne yaylanın ne huzurun ne doğanın kıymeti namına bir söz dahi edebilecek gücü kendimde göremiyorum.

Karadeniz bölgesinin doğası ve yapısı ile göz bebeği bölgelerinden birisi olan Rize’nin bir yaylası Ayder Yaylası hafızamıza kazındı ancak kabus olarak. Bölgede çay içtiğimizde vatandaşın yaşananlardan memnun olmadığını gördük. Bölge gençleri en azından otobandan, tünelden yırttık dediler. Bölgenin yaşlıları ise herkes buraya geliyor ama biz buradan gidecek yer bakıyoruz dediler. Öyle dendi, böyle dendi, yaşandı ve görüldü.

Rize’nin Ayder yaylasını gören Ayder değil, Ah der. Ah!

Karadeniz sahil yolu, yaylalarda yapılaşma, Karadeniz’de Araplaşma, Arapça tabelalar. Denizle bağı kesilmiş şehirler. Karadeniz’in sadece balık avlamak için kullanıldığını gören bu gözler sordu. “Ege’de denizin etinden sütünden faydalanılır. Siz denizi kullanabiliyor musunuz?” Karadenizli cevap verdi: “Biz artık sadece denize uzaktan bakıyoruz!”

Söylenecek çok söz var ama gördüklerim bana fazlasıyla yetti…

 

 


Bu haber 28/07/2021, Çarşamba günü yayınlandı, 930 defa görüntülendi
*