Kadınlar İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyor

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Çanakkale İstanbul Sözleşmesi İnisiyatifi geçtiğimiz günlerde İskele Meydanı’nda masa kurarak imza toplamış ve her Cuma akşamı saat 17.00’de İskele Meydanı’nda bir araya gelerek İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediklerini haykıracaklarını duyurmuştu. Dün akşam saat 17.00’de buluşan kadınlar, dans ederek, slogan atarak ve basın açıklaması yaparak “İstanbul Sözleşmesi bizimdir, vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz…” dedi.

İstanbul Sözleşmesi İnisiyatifi’nin basın açıklaması şu şekilde; “Sevgili kız kardeşlerim, yine bir akşam üstü isyanımızı alıp bu meydana geldik. Neden evimizde değiliz, neden sevdiklerimizin endişeli bakışlarını ardımızda bırakıp her hafta bu alana geliyoruz.

Özgürlüğümüz ve haklarımız için!!!

Kadın mücadelesinin kazanımlarını iktidarın, “biz zaten bunları size gümüş tepside sunduk şimdi de geri alıyoruz” diyen keyfiliğine dur demek için hep beraber yine buradayız.

Haklarımızdan, onurumuzdan, özgürlüğümüzden, mücadelemizden vazgeçmiyoruz!!!

Tarihimizi biz yazdık, kimse bize haklarımızı vermedi. Hepsini biz mücadele ederek ağır bedeller ödeyerek bizi kendileriyle eşit görmeyen zihniyetlerin ellerinden aldık.

Biz New York’lu dokuma işçileri, eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talep ederken, kapıları üstümüze kapatılan bir fabrikada yanarak öldük,

Olympe de Gouges ben,  bir Fransız yurttaşı olarak erkeklerle eşit yurttaş haklarını talep eden bir bildiri kaleme aldığım için 3 Kasım 1793’te giyotinle idam edildim.

Ben Emma Goldman, 1800lü yıllarda, kadın hakları için, özgür aşk ve özgür cinsellik için mücadele ettim… Her alanda erkek egemenliğine isyan ederek haykırdım… “Dans edemediğim devrim benim devrimim değildir!”…

Ben Rosa Luxemburg, yaşamım boyunca eşit, özgür, savaşsız bir dünya için mücadele ettim… Fikirlerim yüzünden yıllarca hapsedildim, 15 Ocak 1919’da gözaltında öldürüldüm, cesedim bir kanala atıldı… Yazdığım son cümleler: “Vardım, Varım, Var Olacağım.”

Ben Nezihe Muhiddin, 15 Haziran 1923’te 13 kadın arkadaşımla beraber Türkiye tarihinin ilk siyasi partisi olan Kadınlar Halk Fırkasını kurdum… Kadınların siyasal hakları için mücadele ettim, beni itibarsızlaştırıp, partiyi kapatıp tarihten sildiler beni…

Biz kadınlar tarih boyunca zorbalığa, eşitsizliğe, şiddete, köleliğe, karşı mücadele ettik, her birimiz özgür ve eşit olana kadar da tarihi yazmaya, hayatı değiştirmeye, renklerimizi yaşamın içine katmaya devam edeceğiz.

Buradayız ve mücadeleler ederek kazandığımız haklarımızdan vazgeçmiyoruz!!

Sevgili kız kardeşlerim, buradayız çünkü tarihimizi biliyoruz. Unutturmaya çalışanlara, çarpıtanlara, inat bir kez daha hatırlatıyoruz… Vardık, varız, var olacağız…

Yıl 2009 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde bir karar verildi. Dava konusu kadına şiddetti. Nahide Opuz, kendisine ve ailesine şiddet uygulayan, tehdit eden kocasını devlet makamlarına tam 36 kez şikâyet etmesine rağmen onu koruyamayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı 15 Temmuz 2002’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) dava açtı.  AİHM, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hakkındaki kararını 9 Haziran 2009’da verdi: Türkiye, vatandaşını koruyamamıştır.

İşte Nahide Opuz davası, İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin ilham kaynağı oldu, neredeyse sözleşmenin gerekçeli metnini oluşturdu. Nahide Opuz dayak yedi, hakaret işitti, her biri kayıt altına alınmış yedi saldırıya uğradı.

Nahide’ye yönelttiği beşinci saldırıdan sonra mahkemeye çıkan kocası şöyle savundu kendisini: “Eve geldim, karım annesindeydi, aradım geldi, ‘neden yemek yapmadın’ dedim, münakaşa çıktı, getirdiği meyve tabağındaki bıçakla vurdum.” Kocası 800 lira ceza aldı ama üç taksit kolaylığıyla.  Yedinci saldırıda kocası annesini öldürdü. Nahide’nin annesi kızının eşyalarını nakliye aracına yükleyip İzmir’e kaçarken öldürülmüştü, kamyonun içinde. Mahkeme tahrik ve iyi halden 20 küsur yıl cezayı yatırmayıp sanığı serbest bıraktı.

“İstanbul Sözleşmesi biz kadınların talepleri, hakları ve sözüdür”

Bugün bir imzayla geri çekilmek istenilen sözleşme kadınların kanlarıyla yazılmıştır. İstanbul Sözleşmesi şiddete karşı kadını koruyan bir sözleşmedir. Kadınların mücadeleleriyle birlikte yazdıkları bir insan hakları sözleşmesidir. İnsan Hakları sözleşmeleri tarihin zorbalara dur deme sözüdür. İstanbul Sözleşmesi biz kadınların talepleri, hakları ve sözüdür.

İstanbul Sözleşmesi bizim mücadelemizin eseridir, tek akılla girilmedi ki tek imzayla çıkılsın!! İstanbul Sözleşmesi bizimdir… Vazgeçmiyoruz…

Dün, 1 Nisan 2021’de Avrupa Konseyi üyesi 27 ülke, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceğini duyurmasına ilişkin ortak açıklama yayınladı.

Avusturya, Belçika, Hırvatistan, Kıbrıs, Danimarka, Estonya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Malta, Monako, Karadağ, Hollanda, Kuzey Makedonya, Norveç, Portekiz, Sırbistan, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, Birleşik Krallık ve Finlandiya’nın yayınladığı açıklamayı sizinle paylaşmak istiyoruz…

Avrupa’da her yıl 3.000’den fazla kadın partnerleri veya aile üyeleri tarafından öldürülüyor ve çok daha fazlası da yaralanıyor veya taciz ediliyor. İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen, Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesinin yanı sıra mağdurların korunması ve faillerin adalet karşısına çıkarılmasını sağlamak için en geniş kapsamlı yasal araçtır.

İstanbul Sözleşmesi kadınların, çocukların, ailelerin ve tüm toplumların yaşamları üzerinde belgelenmiş olumlu bir etkiye sahip olmuştur. Diğer faydaların yanı sıra, Sözleşmenin uygulanması, mevzuatı, destek hizmetlerini, profesyonellerin eğitilmesini ve bilinçlendirmeyi iyileştirmiştir. Tüm Avrupa Konseyi üye Devletlerini, Sözleşmeyi onaylamaya; sözleşmenin standartlarından ve GREVIO tarafından sunulan özel öneriler, incelemeler ve destekten yararlanmaya çağırıyoruz.

Türkiye Cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından dolayı derin üzüntü duyuyoruz. Bu kararın, Türkiye’de kadın haklarının korunmasını tehlikeye attığı ve Avrupa ve ötesindeki tüm kadın ve erkeklere rahatsız edici bir mesaj ilettiği için kararın anlaşılması zor. Sözleşme’nin onuncu yıldönümünün arifesinde ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin tüm dünyada önemli ölçüde arttığı bir salgın zamanında, kadınları ve kız çocuklarını şiddetten korumaya yönelik bu önemli yasal araç, sözleşmeye adını veren ilk imzacı ülke tarafından isteyerek zayıflatılıyor. Sözleşmenin feshi, dünya kadınlarının BM Kadının Statüsü Komisyonu’nda toplandığı sırada gerçekleşti. Ayrıca bu karar, 1995 Pekin Kararnamesi ve Platform Eyleminden bu yana en önemli uluslararası kadın hakları konferansı olan Paris’te düzenlenen Generation Equality Forum sırasında Türkiye’nin 1 Temmuz’da Sözleşmeden çekilmesi anlamına gelecektir.

Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesi, ortak kurallara dayalı çok taraflı düzenimiz açısından da hayal kırıklığı yaratan bir mesaj oluşturuyor. İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası insan hakları belgelerinin, kadın hakları da dahil olmak üzere tüm insan haklarının savunulduğunun garanti altına almaya yardımcı olduğunu takdir ediyoruz. Ulusal tedbirler tek başına aynı koruma düzeyine ulaşmaz.

Türk Hükümeti’ni fesih bildirimini geri çekmeye ve İstanbul Sözleşmesi’ne olan bağlılığını yenilemeye çağırıyoruz. Sözleşmenin “gizli bir gündem” içerdiğini iddia etmeyi bırakmanın zamanı geldi. İstanbul Sözleşmesi, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ile ilgili yeni standartlar belirlememektedir. Aynı cinsiyetten çiftlerin yasal olarak tanınmasını da sağlamaz. Bununla birlikte Sözleşme, kadına yönelik şiddetle bağlantılı cinsiyet temelli klişelerle mücadele etmek için mükemmel araçlar sağlar ve en önemlisi, bunun nasıl yapılması gerektiğini tanımlamayı ulusal mevzuata bırakır. Hükümetlerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Bakanlar Komitesi tarafından belirlenen standartlar dahil olmak üzere, LGBTİ kişilerin haklarını korumak için önemli bir yasal yükümlülüğü vardır, ancak bunlar öncelikli olarak İstanbul Sözleşmesi kapsamında değildir.

“Avrupa Konseyi’ne üye bir Devletin Başkanının önemli bir İnsan Hakları Sözleşmesinden çekileceğini duyurması sorgulanmadan bırakılamaz. Alman Başkanlığı, Genel Sekreter ve Parlamenterler Meclisi Başkanı tarafından 21 Mart’ta yapılan açıklamayı takdir ediyor ve Genel Sekreter ve ekibinden konunun takipçisi olmalarının devam etmesini istiyoruz. Kadına yönelik şiddetle ve ev içi şiddetle mücadeleye yönelik güçlendirilmiş taahhütler de dahil olmak üzere daha ayrıntılı tartışmaları dört gözle bekliyoruz. Son olarak, İstanbul Sözleşmesi’nin tüm imzacılarını, onun 2021’de onaylanması için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.”

Açıklamamızı Nezihe Muhiddin’den bir alıntıyla bitiriyoruz:

“Yaşadığım sürece inandığım davanın peşinden gittim. Ama sanmayın ki bu kolay oldu. İşte bu yüzden gücümüzü toplamak zorundayız, yoksa bu hayatın biz kadınların önüne ördüğü duvarları aşmamız pek mümkün değil.”

İstanbul Sözleşmesi bizimdir, vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz…”

Ş. Ezgi Tuncel

 


Bu haber 02/04/2021, Cuma günü yayınlandı, 501 defa görüntülendi
*