Sil baştan

3 hafta önce Ezgi Tuncel Yazarlar
Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Fransız Devrimi, cinsiyetler arası ilişkilerin eşi görülmemiş biçimde sorgulandığı bir zamandı. Devrim, kadın sorununu siyasal düşünüşün merkezi bir ilkesi olarak gündeme getirdiği için, kadınların durumu değişti. Devrim, daha önce erken Hıristiyanlığın, Reformasyon’un ve devlet rasyonalizminin yapmış olduğu gibi, cinsiyetler arası ilişkilerle ilgilendi. Kadının sadece aile düzeninde değil, siyasal topluluk içindeki yeri sorunu da dahil, yeni sorunlar gündeme getirildi. Fransız Devrimi, Batı uygarlığının kadının sivik bir rol oynayabileceğini keşfettiği tarihsel uğraktı. Ne Avrupa Aydınlanması, ne Amerikan Devrimi süregelen “kadın sorunu “nu bu şekilde, salt ahlaki bir sorun yerine siyasal bir sorun haline getirerek siyasallaştırmadı.

Devrim kadınlara, eski rejimin esirgediği sivil bir kişilik kazandırdı ve kadınlar birey haline gelerek, tam anlamıyla, haklarına sahip olmaya ve kullanmaya muktedir birer insan oldular. İnsan Hakları Bildirgesi (1789) her bireyin “özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya direnme ” vazgeçilmez hakkına sahip olduğunu kabul etmekteydi. Dolayısıyla her kadının, her erkek gibi, kendi fikirlerini oluşturma ve kendi kararlarını alma, şahsının ve malının güvenliğine sahip olma hakkı vardı.

Hatırladığım kadarıyla Georges Lefebvre’in Fransız Devrimi isimli kitabında yer alıyordu bu cümleler. Fransız Devrimi’nde kadının bir özne olma çabalarını aktaran bu cümleler İstanbul Sözleşmesi’nin feshi ile kafamda dönüp durmaya başladı. Özelliklede “kadının, her erkek gibi, kendi fikirlerini oluşturma ve kendi kararlarını alma, şahsının ve malının güvenliğine sahip olma hakkı vardı.” cümlesi…

Trajikomik olan ise Fransız Devrimi’nin üzerinden tam 232 yıl geçmesine rağmen kadınların hala özne olmak için mücadele veriyor oluşu ve ilk fırsatta edindikleri tüm hakların gasp edilişi. Bu kadar korku neden?

 


Bu haber 01/04/2021, Perşembe günü yayınlandı, 146 defa görüntülendi
*