Soluk Apartmanı – Dert Sokağı

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Gece saat üç suları, Dert Sokağı’nda bir apartmanda, kat kat geziyoruz, her katta üç beş sızı var, açacağımız tüm kapılar elbet bir yaraya tuz basar. Sessiz kalsalar düşünceleri, bir şarkı açsalar yürekleri yanar…

Dünden devam…

Sevgi göstermek için birine vurmak gerektiğini düşünüyor belki de… Ah be Sevgi, gerçekler bu kadar zıt saklanır mı hiç? Gelelim olayımızın aslına artık… Sevgi’nin kocası biraz kıskançmış. Hep Sevgi’ye olan aşkından dolayı (!) biri Sevgi’ye Maviş Hanım dediği an çıldırır, hırsının hepsini Sevgi’den ve gözlerinden alırmış. Eşini çok sevdiği içinmiş bu dayakları hep. Her gece elinde çiçekle gelip, af dileyip, yapmayacağını söyleyip, yine de yapmaya devam edermiş.

1. katta Suna Abla var, görseniz ne ses çıkar ne seda… Çok sessizdir ablamız elişi yapıp durur, geçimini böyle sağlar, çocuklarını da böyle okuturmuş. Kocası da sabah akşam alkolün dibine vururmuş. Ağzıyla da içmeyi bilmezmiş biraz, sarhoş olunca kırar dökermiş hep. Bu ev de onunmuş, kirası yokmuş şükür ki babasından kalmış Beyfendimizin. Bu yüzden hem çalışmaz, kazanmazmış hem de eline geçenle durmadan içermiş. Suna Ablam da yazık, izler durur bir şey yapmaya gücü yoktur. Aman dermiş, başımızı sokacağımız evimiz olsun yeter. Çocuklarım açıkta kalmasın da ben her türlü çileye dayanırım, acıyı çekerim… Ah be Suna ablam 45 yıllık ömrünün, 25 yılını da bu adama vermiş. Bu yıllara kim bilir kaç dayak sığdırmış? Kaç acı yerleştirmiş o masum yüreğine?

“Türkiye’de sadece 2020 yılında 300 kadın cinayeti işlenmiştir. Bunlardan 171’i şüpheli bir şekilde öldürülmüştür.”

Milyonlarca apartman, milyonlarca yuva var, milyonlarca nedeni bilmediğimiz konulardan kendilerini hiçbir şey yapamayacak kadar çaresiz hisseden kadın var. Onlara açılan evler, umut kapıları, iş kapıları, şikayet etmeleri için verilen çağrı hatları, sunulan fırsatlara rağmen bu imkanlara adım atmaya korkar olmaları, onlar için açılma ihtimali olan bu şans kapılarının onlara hiçbir güvence veremeyeceğine inanmaları, başlı başına korkuları ve endişelerinden kaynaklı, hepimizin aksine olaylara her yönünden bakıp sonlarını düşünmekten, haklarını savunmaya korkar olmuştur bir çoğu…

Yerlerinde sakince ya da çırpınarak ölmeyi göze almıştır görmediğimiz kim bilir kaç hayat? Hayatı, nasıl ayakta kalacağını ve bir erkeğin himayesinden çıkarsa başına gelecekleri düşünerek heba ettikleri ömürlerini devam ettiriyorlar bazıları…

Hem sağlıksız bir hayat hem sağlıksız bir psikoloji hem de kendilerinden sonraki nesillerine sadece acılarını geçiriyorlar çoğu…

Kimi evladının önüne siper olarak kimi savunduğu düşüncesiyle, kimi bir kez “yeter” demesiyle, kimi boşanmak istemesiyle, kimi yanlış bir sözüyle, kimi öylece dura dura yüreğini avcunda taşımaya devam ediyor.

Yürekler yanıyor, yürekler dağlanıyor her gün ekranlarda acı haber, binlerce cinayet, binlerce kötü bir durum görüyoruz, ne kadar acıdır ki bunların sadece bizim gördüğümüz taraf, bunun bir de gizli saklı haberlere, sosyal medyaya yansımayan boyutlarda, öylece asla bilemeyeceğimiz, hakkını savunamayacağımız bir kısmı da var.

Kadına şiddeti ve zararını anlatmak adına yapılan konuşmalar, her gün medyada yapılan çağrılar, bunun kötü bir şey olduğunu anlatmak için yapılan yürüyüşler, protestolar davalar…

Yetmiyor hiç yetmiyor.

Her şey psikolojik sıkıntılarda, bir türlü eğitilmeyen çocukluklarda, ruhsal problemlerde, dengesiz davranışlarda, göz yummalarda, affetmeler ve kendini dayak bile yese bir erkeğin himayesinde güçlü hissetmekte, yalnız adım atamayacağında, tek başına ayakta kalamayacağını, düşünmekte bitiyor zaten.

Önce Aileden, o kavrama sahip olunmamışsa, psikolojik olarak destek sağlanması gereken yerlere ulaşıp o desteği ne koşulda olursa olsun sağlamaktan, artık çözüme ulaşamayacak kadar gözü dönmüş bireyleri tamamen ceza ve başka sistemlerle kadınlardan uzaklaştırmaktan geçiyor çözümlerimiz.

Sosyal medyada ve sokaktaki neredeyse her duvara yansıtılarak, bu olayların zararlarından ceza boyutlarından, eskisinden daha fazla bahsedilmesinin, cezaların en ağırlaştırılmış şekilde verilmesinin, belki kişileri daha iyi bir niyete, daha pozitif düşünmeye teşvik için daha güzel paylaşımların, dizilerin, filmlerin, programların ve yayınların topluma yarar sağlaması mümkündür.

Sadece yapılması gereken şu anki uğraşların belki bir umuttur ki daha da ağırlaştırılıp, önlemlerin daha fazla alınmasıdır.

Elimizden geldiğince, kadınlara omuzlarında bir elin oluşunun umudunu vermeye çalışmamız gerek, hepimizin farkındalığıyla belki yarınlarda birçok kadının yüzü gülecek.

 


Bu haber 05/03/2021, Cuma günü yayınlandı, 582 defa görüntülendi
*