Yavaş şehir özlemi

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Kent içindeki yollar hepimizin bildiği gibi trafik yoğunluğunu kaldıramıyor. Araç sayısı artıyor. Park eden araçlara park yeri yetmiyor. Araç kullanımı sürekli teşvik ediliyor. Yoğunluğu azaltmak için halkın yürüyebileceği, yaya yollarından kısılarak yollara veriliyor. Hızlanan yol kavşaklarda yavaşlayınca ona da bir çözüm hemen kavşağın altından geçen yol yapılıyor. Ama bir sonraki kavşak trafiği yine durduruyor. Çanakkale’nin şansı ise  hiç yapılmamış olan araba alt geçitleri ve yaya üst geçitleri tüm şehirlerimizde yapılıyor da yapılıyor. İç Anadolu da komik bir de adı var “Battıçıktı” diyorlar bu ucube çözüme. Sonuçta trafik yine yoğun. Çözüm yetersiz kalınca, yenileri ekleniyor uç uca. Tabii bir de ihale, kredi, ödenek kavramları  yapanları teşvik ediyor yol yapma işlerine.

Yaya olarak bir yere ulaşmak, öyle plansız programsız olmuyor. Öyle caddeler var ki dörderden sekiz şerit 82km sürat yapmak kanuni serbest. Karşıdaki noktaya geçmek için 1 km ilerde  üst geçit varsa onu kullanmalısınız. Kentte işinizi görmek için arabayla hareket etmeniz teşvik ediliyor haliyle. Yoksa atletik ve hızlı olmak, biraz da gözü kara olmak gerekiyor karşıya geçmek için.

Büyük nüfusların iş, aş için dolduğu büyük şehirler trafik için kaybedilmiş şehirler oldu. Geri dönülmez noktadalar. Daha kaybedilmemiş kentlerde bazı planlamalar yapılmalı. Bölgeler yaya öncelikli ve trafik öncelikli planlanmalı. Eski dokunun olduğu, halkın alışveriş için tercih ettiği alanlara arabayla girmeye kalkışanlar iki kere düşünmeli. Orada arabamı bekletmem bile mümkün değil, girersem çıkamam demeli. Yani arabayla geldiysen trafik hep yavaş ilerlemeli. Yavaş kent (cittaslow) diye bir akım başladı. Bu akımı ülkemizde ilk defa uygulayan kent Seferihisar olmuştu. Henüz hızlanmamış tüm kentleri yavaş kente dönüştürmek insanca bir yaşam için doğru çözüm. Bildiğim kadarıyla halk memnun bu karardan. Çünkü geleneksel esnafın işlettiği lokantalar, dükkanlar, çevredeki çiftçinin yetiştirdiği ürünlerin satıldığı pazarlar teşvik ediliyor. Kentin merkezinde araba girmiyor. Fast food denilen yiyecekler satılmıyor. Türkiye’de bu şehirlerin artmasını diliyorum.

Yaşadıklarımızdan anlaşılıyor ki teknolojiye, gelişmelere çözüm olarak üretilen hızlandırma, genişletme yöntemleri, şehirleri tek tip hale getiriyor. Şehrin değerlerinin üzerinden iş makineleri pervasızca geçiyorlar. Doğallık yapay betonarme çözümlerle yok ediliyor. Şehirler yaşanmaz hale geliyor. Şehir arabayla ortalamanın üzerinde hızla geçilebilecek yollar çevresinde, nüfusun birtakım binalarda yaşadığı yer diye tanımlanacak yerler oluyor.


Bu haber 28/02/2021, Pazar günü yayınlandı, 268 defa görüntülendi
*