Hırsızın hiç mi suçu yok?

2 hafta önce Ezgi Tuncel Yazarlar
Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Günlerdir gündemdeki o konu ile ilgili ben de birkaç kelime yazmak istedim ama sonra düşündüm de ne gerek var? Zaten bu konuda yazılmış çok aydınlatıcı bilgiler verdiğine inandığım bir kitap var; “Irkçı değilim ama…” Lisansta okurken iki hocam Eser Köker ve Ülkü Doğanay tarafından yayınlanan, medyanın ırkçı ve ayrımcı söylemleri nasıl desteklediğine dair bir çalışma. Yani demek istiyorum ki bu cümlenin ağızdan yayında çıkıvermesi, yayınlandığı kurumun yapısından bağımsız değil.

İşte o kitapta tam da bu konuyla ilgili şu cümlelere yer veriliyor; “Azınlıkların kültürel, ekonomik ve sosyal açılardan açık ve/veya örtülü biçimde baskıya ve ayrımcılığa uğraması sürecinde dil, söylem ve iletişim önemli bir rol oynamaktadır. Etnik ön yargılar ve ideolojiler farklı söylem ve iletişim tiplerinin gelişimine yol açmakta, dil, din, giyim-kuşam ve benzeri gündelik yaşam pratikleri içinden yeniden deneyimlendirilmektedir. Bu deneyimleri adlandırmada ve hayali ayrımların güçlendirilmesinde adlandırma, tasarlama, açıklama yollarını kullanarak kamusal söz oluşturma becerilerine sahip olan medya önemli işlevlerle donanmıştır.

Bu işlev ve konumu irdeleyen çalışmalar, genel olarak kitle iletişim araçları, ırkçı/ayrımcı görüş, değer ve tutumların gizlenmesi, sürdürülmesi, yaygınlaştırılması ve meşrulaştırılmasına aracılık ettiğini göstermektedir. Gazeteciler, muhabirler, editörler ve köşe yazarlarından oluşan medya elitleri, azınlık gruplarına ilişkin kanıların oluşturulmasında ve işleyişinde önemli bir role sahiptir. Kamusal söyleme ulaşabilme güçleri ve üne sahip olmaları açısından elitler, azınlık gruplarına ilişkin yaygın değerleri, hedefleri ve çıkarları oluşturarak, sağduyuyu formüle ederler.

Toplumdaki çoğunluk grubu üyelerinin doğrudan çok az bilgi sahibi olduğu sosyal gruplar ve olaylar hakkında, medya elitleri, kamusal bilgi ve açık veya gizli kanılar yaymakla kalmaz, daha da önemlisi etnik olayların yorumlanması konusunda, azınlık gruplarına ilişkin önyargılara ve ayrımcılığa meşruluk da sağlayabilecek ideolojik bir çerçeve sunarlar. Bu noktada “her gün gazetede okuyoruz” cümlesi stratejik bir önem taşır ve günlük konuşmalarda önyargıların doğrulanmasında kullanılır. Van Dijk, günlük konuşmalar içinde ırkçı tutumlarının sosyal ve hukuki açıdan kabul görmeyeceğini bildiği için böyle damgalanmaktan endişe eden, buna karşılık önyargılarına rasyonel bir açıklama getirmeye çalışan bireylerin kullandığı bir diğer yaygın formülasyonun altını çizer: “….’lere karşı değilim ama …” Bu formülasyonda boş bırakılan yerleri “Kürtlere, Alevilere, Romanlara, Türkiye’de çalışan yabancı kadınlara” gibi sözcüklerle doldurduğumuzda, aslında ayrımcılığı bu türden açıklamalarla üzeri örtülü hale getirme, hoşgörülür kılma biçimlerinin günlük konuşmalarda olduğu gibi medyada da ne kadar yaygın olduğunu kolayca fark edebiliriz.

Van Dijk, bu türden “ikiyüzlülüğün” medyanın etnik konulara bakışıyla ilişkili olduğunu; insanların konuşmalarında kanıt olarak kullandıkları ve azınlık gruplarına atfettikleri “olumsuz” özellikleri çoğunlukla bu kişi ve gruplarla birebir ilişkilerde bulunmadıklarından daha çok medyadan edindikleri ve hatırladıkları bilgiler içinden süzdüklerini belirtir. Medya, etnik ilişkiler konusundaki yaygın rızanın üretiminde gerekli olan sembolik kaynakların kontrolüne sahiptir. Bu kontrol gücü, haber değeri atfetme pratikleri, haber kaynakları ve politik-ekonomik güç gruplarıyla ilişkiler, istihdam politikaları ve profesyonelleşme gibi haber üretim sürecinin iç dinamikleri de dikkate alındığında, ırkçılık karşıtı görüşlerin kamuoyunun gözünden gizlenmesinde medyaya ayrıcalıklı bir yer verir.”

Söz konusu kitap yazıldığı günden bu yana gerek demokratik gelişmeler, gerek bu tür çalışmaların etkisi ile medya profesyonellerinin üretimi, gerekse dijitalin yaygınlaşması ile medya kanallarındaki değişiklik gibi gelişmeler daha bilinçli biçimde medya içeriğinin üretilmesinin önünü açtı. Fakat kesinlikle bu kitapta eleştirilerle çizilen ideal standardın yakınına bile ulaşamadı. Hele halk arasında “yandaş” olarak adlandırılan ve bu pervasız cümlenin sarf edildiği kurum, bu idealin ne yazık ki henüz çok gerisinde.


Bu haber 12/01/2021, Salı günü yayınlandı, 148 defa görüntülendi
*