BİR DAMLA SU!

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

“Bir damla suyu aramamak için. Bir damla suyun kıymetini bilmeliyiz”.Küresel ısınma. Kuraklık. Sel baskınları. Son on yılda Yağış Rejiminde çok büyük değişiklikler oldu. Toplam bir ayda alınması gereken yağış, bazen bir saatte yağıyor. Ve sel oluyor. Kısaca düzen bozuldu. Kim bozdu peki? Tabi ki insanlar. Geçen bir makale okuduk. Diyordu ki, bütün insanların öldüğünü yok olduğunu düşünün. Dünyada neler olur? Ağaçlar yeşerir. Her yer yem yeşil olur. Hayânlar çoğalır. Yeryüzü cennet gibi olur. Peki, hayvanlar, börtü böcekler, Arılar yok olursa ne olur? Dünya kısa süre içinde yok olur. En mükemmel varlık olan insan, dünyayı yok etmek için elinden geleni yapıyor. Türkiye’de yıllık yağış ortalaması, 650 mm iken, tam olarak yarıya düşerek, son iki yılda, 300 mm oldu. Türkiye’de suyun%70 tarımsal alanda kullanılıyor. Düşüş olunca toprak susuz kaldı. Üç yıl önce tohum, Ekim ayının başında atılıyordu. Günümüzde ise, Kasım hatta Aralık ayında atılıyor. O da çimlenme zorluğu çekiyor. Çıkmayınca ek hizmet, masraf gerekiyor. Bu da ek maliyet ve düşük verim getiriyor. Anlayacağınız, tehlike kapıda değil. Kapıdan içeri girmiş durumda.

ÇANAKKALEDE DURUM

Ne yazık ki, Türkiye’deki duruma paralel bir durum sergiliyor. Atikhisar Barajındaki su seviyesi minimum seviyeye inmiş durumda. Belediye vatandaşı tasarrufa çağırıyor. Çanakkale’de uzun yıllar yağış ortalaması 591,5 mm. En yüksek aylık yağış yıllar önce 137,8 mm olarak 5 Kasım 1956 da olmuş. Şu anda değil 591 e,dört yüz bile olmamış. Çanakkale’de, en çok Aralık ve Ocak ayları yağış almış. Aralık ayının sonuna geldik. Hala yeterli bir yağış alamadık. Anlayacağınız, bizi büyük bir kuraklık bekliyor. Eğer kar ve yağmur yağışı üst düzeyde olursa, arayı kapatabiliriz. Bizlerin yapacağı şey, bir damla suyun kıymetini bilmek olacaktır. Salgın nedeniyle beli kırılan çiftçimizin, köylümüzün, esnafımızın hali ne olacak diye düşünüyoruz. Aslında Çanakkale’ye, Merkezi hükümet desteğiyle, artık nereden getirilecekse, bir su kaynağı bulunmalıdır. Taa Adapazarı’ndan Melen çayından İstanbul’a su getiren devlet

gücümüz, Çanakkale için böyle bir çare düşünülmelidir. Ne yazık ki, elbirliği ile Tabiatı yok ettik. Bu sermaye bitmeyecek sandık. Ağacı katlettik. Suyu, hunharca kullandık. İnsan düşünmeden yapamıyor. Acaba, tabiat, insanoğlundan intikam mı alıyor? Ne dersiniz? Yağdır Mevlam su!  Diyelim..Dua edelim hiç olmazsa.

ŞEMSİYENİZ NEREDE?

Susuzluktan kıvranan bir köy halkı, nefesi kuvvetli, “Bir dua etti mi gökten rahmet boşalıyor.” diye namı yürüyen kasabadaki hocaya haber salıp getirmişler. O gece hoca efendi, bir güzel ağırlanmış, yedirilmiş, içirilmiş sabah namazından sonra hep birlikte yağmur duasına çıkılmış. Hoca dua etmiş, köylü ellerini açıp amin demiş, dua bitmiş, köye dönüyorlar, onlar yağmur beklerken hava açmış, pırıl pırıl güneş. Köye yaklaşırken, homurtular başlamış: – Ne biçim hoca bu yahu? – Hani bir okuyacak bir üfleyecek, gök gürleyecek yağmur yağacaktı? – Güya karşı köye gitmiş, daha ellerini açıp duaya başlarken, gökten rahmet boşanıvermiş. Sonunda muhtar hocanın yakasına yapışmış: – Hani hoca yağmur yağacaktı, ne oldu? Hoca demiş ki: – Size yağmur yağmaz! – Niye yağmasın? Hocaysa hoca, duaysa dua, daha ne istiyorsun? – Siz bana güvenmediniz!
– Ne demek güvenmedik? Güvenmesek kasabadan alır buraya getirir miydik? Aldık, getirdik, paranı peşin verdik, sen dua ettin, biz amin dedik, daha nasıl güveneceğiz? – Siz yalnız bana değil, tövbe estağfurullah, Allaha da güvenmediniz. Sizin kalbiniz bozuk! Köylü hep birden itiraz etmiş: – Hâşâ sümmü hâşâ, nereden çıkarıyorsun bu lafları? Hoca efendi elindeki şemsiyeyi göstermiş: – Bre zındıklar eğer güvenseydiniz, hepiniz yağmur yağacak diye şemsiyelerinizi yanınıza alırdınız. Hani nerede şemsiyeniz? Bir ben güvendim, şemsiyemi aldım, lakin o da yetmedi. Sağlıcakla kalınız.

 


Bu haber 21/12/2020, Pazartesi günü yayınlandı, 423 defa görüntülendi
*