Çok Yaşlı Türkiye

Sosyal Medya'da Paylaşın Facebook Twitter

Şu an 30-40 yaş aralığındaki herkes ilkokulda öğrendiği şu bilgiyi hatırlıyordur herhâlde. “Türkiye, genç nüfusa sahip bir ülkedir.” Ne yazık ki artık öyle değil. Türkiye İstatistik Kurumu, 65 yaş ve üstü nüfusun oranının arttığını ve 2023 yılında nüfusun yüzde 10,2’sini yaşlı nüfusun oluşturacağını açıkladı. Birleşmiş Milletlerin tanımına göre bir ülkedeki yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranını yüzde 8 ile yüzde 10 arasında olması o ülke nüfusunun yaşlı, yüzde 10 üzerine geçmesi ise çok yaşlı olduğu anlamına geliyor. Bu da demek oluyor ki, 2023 yılında; “Türkiye, çok yaşlı nüfusa sahip bir ülkedir.” cümlesi artık ilkokul sınıflarında yankılanacak.

Peki neden böyle oldu? Bir kere sağlık teknolojileri ilerledi. İnsan ömrü uzadı. Yaşlı nüfus artık daha uzun süre hayatta kalıyor. Öte yandan gençler artık üremiyor.

Gençlerin ürememesinin pek çok nedeni var. Son yıllarda hepimizin sık sık duyduğu başka bir cümle de “böyle bir dünyaya çocuk getirilmez”. Evet dünyanın çok iyiye gittiğini ben de düşünmüyorum. Hele bu salgın sürecinde evlerine kapanan çocuklara acıyarak bakma konusunda kendimi dizginleyemiyorum. Ancak bu cümleyi inanarak söylesek dahi bu doğrultu da hareket etmek ciddi dirayet işi. Bir kere hormonlar var. İkinci olarak çocuk yapma konusunda aile baskısı hiç de azımsanacak bir etken değil. Üçüncü olarak da toplum baskısı. Toplum baskısı daha çok evli çiftler üzerinde kuruluyor. Erkek, bu baskıya hiç maruz kalmıyor diyemem ama kadının daha fazla etkilendiği de bir gerçek. Nedense toplumda hala evli kadın olmak ya da anne olmak bir statü sayılıyor.

Diğer yandan şu anda çoluğa çocuğa karışma yaşı olarak tanımlayabileceğimiz 25-35 yaş arası gençlerin işsizliği, güvencesizliği ve umutsuzluğu var. Çoğu genç üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamıyor. Yetkililer her ne kadar “iş beğenmiyorlar” dese de o iş tam olarak öyle değil. Bir kere o okula yıllarca verilmiş emek var, sadece okuyanın emeği de değil üstelik. Anne ve babalar çocuklarını okutabilmek için emekli olduktan sonra çalışmaya devam ediyor mesela. Harcanmış onca para, yurt parası, okul harcı, yiyeceği, içeceği, giyeceği, çocuk arkadaşlarıyla eve çıktıysa kirası, faturası, saymakla bitmez. Bu kadar harcamadan sonra çocuk da diyor ki ben sizin bana önerdiğiniz o işi üniversite okumadan da yapardım. Bana okuduğumun karşılığı olacak bir iş ver. Zaten üniversite okurken o işlerin çoğunda çalışmış oluyor orta sınıf bir ailenin çocuğu. Durum böyle olunca yıllarca işsiz kalabiliyorsun işin yokken de evlenemezsin. Çünkü artık hiçbir evin tek maaşla dönmesi mümkün görünmüyor.

Gelelim güvencesizliğe. Diyelim ki yıllarca aradın ve bir iş buldun. Öyle çok okudum diye yüksek maaş falan da beklemiyorsun. Asgari ücrete tavsın. Kamuya girmenin hayal olduğu bu günlerde tabi ki özel sektörde çalışacaksın. Özel sektörde de işler biraz karışık. Maaşını zamanında alabiliyorsan şanslısın. Öyle fazla mesai, hafta sonu 2 gün tatil falan beklemeyeceksin. Çalışma saatlerin uzun. Özellikle kadınlar hafta da bir gün tatilde ne yapacaklar. Evi temizle, çamaşır, bulaşık, ütü, misafir ağırla dinlenmeyi zaten saymıyorum da; bir de çocukla nasıl ilgilensin bu kadın. Hadi ilgisiz büyüsün desek bu seferde kreş ücreti olmuş bir asgari ücret kadar. Tüm çalıştığını oraya yatırmayıp evde çocuğa baksa, 3 kişi 1 asgari ücretle nasıl doyacak? Kaldı ki özel sektörde kimsenin işinin de garantisi yok. Dışarı da bir sürü işsiz var sonuçta. Ya o tek maaş da giderse? En iyisi çocuk yapmamak gibi görünüyor.

Bir de bu çocuğun eğitimi var tabi… Eğitim sistemi sürekli değişiyor. Sınav odaklı eğitim sistemini doğru bulmayan bir düşünce yapısına da sahipseniz, yandınız. Bir de özel okul masrafı var ki bu koşullarda imkânsız görünüyor. Bir kez daha tekrarlayacağım en iyisi çocuk yapmamak.

Varsın ülke çok yaşlı nüfusa sahip olsun. Belki böylece, insanca bir yaşam imkânı sunabilir halkına.

Ş. Ezgi Tuncel

 


Bu haber 09/12/2020, Çarşamba günü yayınlandı, 102 defa görüntülendi
*