Rakamlar

Rakamlarla belirtmem gerekirse, yaralı şahıs sabah saat iki sularında uykuya dalana dek, en az yetmiş beş kere yataktan doğrulmaya çalıştı.

Yetmiş beşinde de başarısız oldu.

Çorbasını yedinci ‘aç şu ağzını’ ısrarımın yanına ‘polisi çağırırım yoksa’ tehdidini ekleyince içti.

Sadece altı kaşık.

Onu nasıl bulduğumu, neden evime aldığımı – ki bu soruyu ‘üstün insani vasfım’ olarak cevapladım-  ve korumasız, aciz durumda olan bir yaralıya merhamet göstermekten başka bir niyetimin olmadığını üç kere en başa sararak anlattım.

Tüm ısrarlarıma rağmen onu kolay kolay ikna edemediğim hususlar da vardı. Haydar denen kişiyle bir bağlantım olmadığı gibi.

Altımda pembe pötikareli beyaz bir şort, üstümde çiçekli bir askılı ve kafamda Adile Naşit topuzuyla tam bir casusu andırıyor olmalıydım.

Dahası, baygın haldeyken ona zararlı bir sıvı enjekte etmemden tutun da dedemin kutsal tarhanasına zehir karıştırmış olmama kadar bir dizi iftira da cabası.

Eski zamanların saray entrikaları ile günümüzün ‘Ölümcül Deney’ türevi filmlerini bir potada eriten yaralı adam, asıl film sen olmalısın.

İyi uykular.