MASKE

Bu melun hastalığın çıktığı ilk günlerde, Maske takalım mı? Takmayalım mı? Diye ikilemde kalmıştık. Bazı üstatlar takılsın, bazıları takılmasın deyince, kafalarımız karıştı. Her ne oldu ise, Amerika’dan canlı yayına bağlanan bir Türk Hocamız, Maske takmanın çok fayda getireceğini söyleyince, Bizim Bilim kurullarımız da; maskeyi mecburi hale getirdi. Zannediyoruz ki, bu uygulama, Pandeminin gerilemesine sebep olan unsurlardan biri oldu. Vatandaş çoğunlukla uydu. Ancak bazı kendini bilmezler, marketlere maskesiz girme gafletini gösterdiler. Tamam. Kendi canından vazgeçtin de, milletten ne istersin behey gafil. Bazıları da, Maskeyi, Tepedeki güneş gözlükleri gibi, aksesuar olarak kullanıp. ellerinde taşımaya başladılar. Öyle veya böyle. Maskenin fayda ettiği düşüncesindeyiz. Bazıları, bize maske gelmedi diye feryat ediyor. Bunların çoğu da 65 yaş üstü. Onlara verilmiyor maalesef. Buna katılmıyoruz. Belki adam evde takacak. Ya da hastalandı. Randevusu var. Doktora, hastaneye gidecek. Maskeyi nereden bulacak? Bu konunun yeniden değerlendirilmesi gerekir, diye düşünüyoruz. İnsan şöyle derin düşününce, bir küçücük mikrobun, dünyayı esir aldığını görüyor. Maskeli insanlar sokaklarda kol geziyor. Demek ki, insanoğlu çok zayıfmış. Aslında bu hastalık, insanların kendilerine çeki düzen vermeleri için bir fırsat yarattı. Çevreyi korumama, Doğal Dengeyi bozma gibi yanlışlarımızı düzeltme imkânı doğdu. Birlikte yaşamak durumunda olduğumuzu canlıları, ağaçlar da dahil olmak üzere korumak zorunda olduğumuzu hatırlattı. Virüsten sonra her şey aynı olmayacak diyenler, acaba bunları düşünüyorlar mı?Bugün 3 Mayıs Türkçüler günü.

AZICIK UCUNDAN

Oruç tutan Bektaşi pek fena susamış. Gürül, gürül akan çeşmeyi görünce de dayanamayıp ağzını dayayıp kana, kana çeşmeden su içmiş. Bu sırada oradan geçen komşusu seslenmiş:-Aman erenler ne yaptın? Oruç gitti! Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş:-Oruç gitti ama fakire de can geldi!**** Bektaşi kiraladığı kayık ile Eminönü’nden Üsküdar’a giderken, deniz dalgalanmaya, kayık sallanmaya başlar. Dalgaların, büyük bir fırtınanın başlangıcı olduğunu sezen Bektaşi’nin telaşlandığını gören kayıkçı:-Ne korkuyorsun yolcu? Korkma. Allah büyüktür! Diye Bektaşi’yi sakinleştirmek ister. Kayıkçının bu sözüne içerleyen Bektaşi şu yanıtı verir:-Allah büyüktür amma, kayık küçük!**** Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi’ye ‘sen de gel’ demişler. Baba Erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak:-Bizimki de burası, demiş. Duadan sonra bir yağmur bir yağmur; ortalığı seller basmış. Bektaşi’nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:-Ulan, demiş; kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende demişSağlıcakla kalınız.



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com