Hemingway ve Montesquieu

Sevgi sözcüklerini ve bunları sık sık dile getirmenin gerekliliğini inatla savunan yaşlı bir adamın, dedemin bir gün karşısına geçip tam olarak şöyle demiştim:

“Dede… Ernest Hemingway’i senin sayende okumaya başlamıştım, biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum, tabii…” dedi, yaşlı adam.

“Onun bir sözü var ya hani…” dedim, gözlerimden bir damla süzüldü o an. “İki insan birbirini seviyorsa eğer-…”

“…Buna mutlu bir son yoktur…” dedi, sözün geri kalanını tamamlayan dedem.

Bir süre birbirimize baktık önce. Sonra başımı dedemin omzuna koyarak iç çektim. “Belki de bundan işte” dedim. “Sevmek çekincesi, bunu dile getirmek çekincesi mutlu sonların olmamasından…”

Saçlarımı okşayıp yüzümü kendisine doğru çevirdi. “Doğru… Hemingway, mutlu sonların olmadığı konusunda haklı olabilir.” Gözlerini kısarak devam etti:

“Ama biz insanlar neden hep mutluluğu sonda ararız Deniz? O sona ulaşana dek yaşanan onca güzel gün, onca mutlu anı yetmez mi, hiçbir şey ifade etmez mi insana?” Gülümsedi. “Belki de bu hususta Montesquieu’ya da kulak vermen gerekiyor… Mutluluk çıktığın yolda varılacak bir son, bir istasyon değildir diyor büyük düşünür, mutluluk bizatihi o yolcuğun kendisidir…”

Ve gülümseyerek ekledi: “Sen de ol mutlu ol, olur mu? O ucu açık sonlarda değil ama bugünde mutlu ol. Şimdide mutlu ol… Ve mutluluğun nasıl devam edeceğine odaklan, nasıl sonuçlanacağına değil… Bırak sonları, sonraları yukarıdaki düşünsün… Her şey olur kızım. Her şey en nihayetinde ne olacaksa, nasıl olacaksa, nasıl son bulacaksa öyle olur. Sana düşen, o ilahi dokunuşa dek gönlünce yaşamak…”



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com