Biraz anlasaydık ağlamazdık!

Her insanın sırtını dayadığı bir yer vardır. Beklenmedik bir başarı mı elde ettin. Hemen söylerler. “O sırtını kime dayadı biliyor musun?” ve sonra devam edilir. Türkiye’nin sırtını dayadığı, arkasındaki o güçlü ‘dayısı’ kimdi biliyor musunuz? Kırsaldaki köylümüz… Neredeyse şuan yüzde 75’imizin köklerinin bulunduğu alanlar. 

Biraz dayansak, biraz katlansak ne ağlardık ne de ah vah ederdik.

Üretimi bitirdik. Hepten tüketime geçtik. Hepimizin işine geldi. Çalışmadan, tüketmek. Kazanmadan harcamak. Tam da bizlerin istediği olaymış. Yıllarca reklamlarıyla iyi kandırmışlar bizleri. Hep vaat etmişler, bizlerde kolayı seçerek inanmışız. Üretimden uzaklaşıp, tam bir sorgulamadan tüketen olmuşuz. Önce köyleri boşaltmışız. Anadolu halkının deyimi ile ‘Lecberliği’ yok etmişiz. Üreten değil tüketen olmuşuz.

Şimdi 50 yaş ve üzeri olmak kaydı ile şöyle biraz geçmişi bir düşünelim. Tütünbank, Pamukbank, Ticaret bankası, Emlak bank, Etibank, Öğretmenler Bankası, daha niceleri. Noldu bu meslek guruplarının oluşturduğu, en azından onlara hizmet veren bankalara. Özelleştirme sevdasıyla tümünü yok ettik. Devletin, üreticinin bankası mı olur? Devlet yoğurt, ayrın, kibrit mi üretir deyiminin arkasına sığınıp tümünü özelliştirdik.

Ben, Çok iyi hatırlıyorum. 14 ay hizmet ederek ürettiğin tütünün koçanını, (Miktarı ve rekoltesini belirleyen belgeyi) Tütünbank’a (Tütüncüler Bankası) götürüp, en ucuz faiz üzerinden kredini alır, bir yıl sonra ürettiğin ürünü sattığında o paranın tamamı ödenirdi. Türkiye, o dönemi kast ediyorum, Tarım Kredi Kooperatifleri sayesinde, özellikle Romanya yapımı traktörlerle tanışmış oldu. Saydığım her meslek gurubunun oluşturduğu bankalar, memleketimizi kalkındırdı. Milli, yerel sermaye birikimi böyle oluşturuldu.

Biraz dayansak, biraz katlansak ne ağlardık ne de ah vah ederdik.

Önce bu meslek guruplarının sermaye birikimi ile oluşturulan bankalar özelleştirildi. Bu özelleştirmeler sırasında Başbakanın yumruk yenilerek burnu kırıldı. Hatırlayalım. Kumar masası süsü, hikayesi oluşturuldu, belki de uyduruldu. Millet olarak da hepimiz yedik. Neyi yediğimizin farkına yıllar sonra vardık. Tüm bankalarımız özelleştirilirken, hepsi için ayrı ayrı hikayeler anlatıldı. 

Fabrikalarımıza (özellikle devlete ait olanlara… Sümerbank, bu örneklerden birisi) siyasilerimiz sürekli kendi partililerini işçi diyerek işe aldırdılar. Sonra da zarar ettiler- ediyorlar diyerek özelleştirmenin önünü açtılar. Çanakkale Sümerbank niçin zarar etti? Hiç çalışanlar, yönetim, sendika temsilcileri, siyasi partiler, yörenin akil insanları, işadamları bir araya gelip bunun nedenini araştırdılar mı? Yoksa kaynayan kazanın altına odun atıp suyun kaynayıp buharlaşmasını mı istediler. Tekel Şarap Fabrikası farklı mı?

Hani arazisi rant merkezi olmayacaktı? 

Hani arazilerinin üzerine imar verilmeyecekti?

Biraz dayansak, biraz katlansak, ne ağlardık nede, ah vah ederdik.

Ben, sen, o fark etmiyor. 

Hepimiz bu günahın birer parçasıyız. 

Ya o zaman ya da daha sonra… 

Corona salgınının yarattığı ekonomik kalıntılar, hepimizi yeniden düşünmeye sevk etmeli. Köylerimizde üretimi yeniden canlandırmalıyız. Bankalar, ellerindeki kredi musluklarını, üretimden yana kullanmalı. Müdürler, siyasiler kendilerini sağlama almak için rant geliri olanlara muslukları açmamalı. Verdikleri krediler batsa bile üretimden yana kullanmalılar. Belki birisi batar ama üretim yapanlarla, geleceğimiz kurtulur. 

Bu Corona virüsü, hepimizi adam edecek. Hepimizi üretime zorlayacak. 

Maske takmakla, maskara olmak arasında fark olduğunu hepimiz üreterek, tükenerek anlayacağız.

 



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com