Büyüklere Masallar / Balıktan korkan çocuk

Balıklar… İrili ufaklı, siyah bir yığın halinde üzerime gelen çok fazla balık… Çocukluğuma dair hatırladığım ilk anı bu. 

Dört yaşlarındaydım. Babamla bir göl kenarındaydık. Bana anlatılana göre, babam balık tutuyor bense kovada çırpınan balıkları seyrediyordum. Sonra birden bir el yakalarımdan tutup beni havaya kaldırdı. Etrafımızda bazı kalabalıklar oluşmuştu. Birileri babamın kollarından tutup hareket etmesini engellerken, beni kucağına alan adam göle doğru yürümeye başladı. Sonra birden durdu. Beni kolumdan kavrayıp tıpkı bir raket sallar gibi gölün içine savurdu.

Kasım ayıydı. Göl soğuktu. Çok soğuktu. Vücudum gölün tabanına değdiğinde sırtımda bir ağırlık hissettim. Adam, suyun yüzeyine çıkmamam için ayağıyla sırtımı bastırıyordu. Önce çırpınmaya başladım. Ama ben çırpındıkça etrafımdaki balıklar hızla hareket edip sağa sola kaçıyordu. Kimisi yüzüme çarpıyordu, kimisi karnıma… Korktum. Balıklar üzerime gelmesin diye hareket etmemeye karar verdim. Ama ben kımıldama-sam da balıklar hiç azalmıyordu. Küçük, siyah gözleri vardı. Her birinin, siyah, yuvarlak, küçük gözleri… Yanımdan geçerken bana bakıyorlardı. Tıpkı, benim az evvel onların kovadaki çırpınışlarını izlemem gibi… Onlar da benimkini izliyordu. Dayanamayıp gözlerimi kapadım. 

Adam, yaklaşık iki dakika sonra ayağını sırtımdan çektiğinde hızla yüzeye çıktım. Etrafı bulanık görüyordum. Bir yandan çırpınıyor, bir yandan da öksürüyordum. Bağırmaya başladım. Soğuktan tüm vücudum uyuşmuştu. Kulaç atamıyor, suyun içinde bir batıp bir çıkıyor, hiçbir yere ilerleyemiyordum. Sonra birden bulanık görüntü netleşmeye başladı. Maviliğin dışından, içine doğru yeşil bir renk hareket ediyordu. Hızla ve hızla… Yeşil renk, bana doğru yaklaşıp iki koluyla beni tuttuğu gibi soğuk gölün içinden çıkardı. Gözlerimi hafifçe aralayıp yeşil renge doğrulttuğumda karşımda soluk soluğa kalmış kamuflajlı bir asker gördüm. 

Ve o günden sonra büyümeye başladım. Her gece rüyalarımda siyah, küçük, binlerce balıkla dolu bir gölün içinde çırpınarak büyüyordum. Çok uzun bir süre küçük bir akvaryumla dahi göz teması kuramadım. Balık yiyemedim. Bir kova dolusu balığın can çekişmesini izledikten saniyeler sonra gölün içinde tıpkı onlar gibi çırpınmıştım. Eğer balık yersem, bir gün bir balığın da beni yiyeceğini düşünüyordum. Bence dört yaşındaki bir çocuk için gayet makul bir denklem.

Sonra… Sonra bir gün babam elinde bir kitapla geldi. Kitabın üzerinde Kurşun Asker yazıyordu. Önce babamın, asker olma fikrimi sevdiği için bana böyle bir ki-tap hediye ettiğini düşündüm. Ama sonra kitabı okuyunca gerçek sebebin bu olmadığını anladım. Kitapta, fırtınalı bir günde pencereden içeriye dolan rüzgara kapılarak metrelerce yükseklikten aşağı düşen bir as-ker vardı. Asker, yağmur sularına karışıp denize kadar gelmişti. Ardındansa bir balık tarafından yutulmuştu. 

Babam, kitabı bitirdiğimde bana aynen şunu söyledi:

“Sen balığı yemezsen balık da seni yemez diye bir şey yok. Dört yaşındaki bir çocuk da olsan, hakim de ol-san, savcı da olsan, tam teçhizatlı bir asker de olsan balıklar seni yer. Eğer bir balığa yem olmak istemiyor-san onlar seni yemeden önce tüm balıkları senin ye-men lazım.”



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com