Ne yediğimizi bilmiyoruz

Fenni gübre çıktı, mertlik bozuldu da diyebiliriz aslında.
60’lı yıllar ile birlikte hayatımıza giren tarım ilaçları, hormonlar, fenni gübreler önceleri herkeste hem merak uyandırdı hem de üreticisine para kazandırdı.
Hatırlarsınız belki, bundan bir 15 yıl kadar önce Kumkale ovasındaki domates üreticilerini hastalıklar vurmaya başlamıştı.
Ünü ülke çapına yayılan Çanakkale domatesini Çanakkale’de bile bulmak mümkün olmuyordu.
Sebep olarak tarım ilaçlarının yanlış kullanımı falan gösterilse de aslında olan kabaca bir tabirle toprağın kusmasıydı.
Binlerce yıldır insanda dahil tüm hayvanları doyuran toprak, bir koyup bin 500 almak isteyen insan tarafından üzerine atılan zehirleri kusmaya başlamıştı.
İklim değişikliklerine dayalı ürün elde etmek isteyenler DNA’sında somon balığı karışımı olan domatesler ve diğer sebzeler ekmeye başladılar.
İlk okunduğunda şahane bir buluş bu! Çünkü ister kabul edelim, ister etmeyelim hepimiz iklim krizi yaşayacağımızı biliyoruz.
Bunun için müneccim olmaya da gerek yok.
Bu nedenle biz ya da bizden sonraki nesillerin de gıdaya erişimlerinin olmasını istemek ve bu uğurda uğraşmak zaten olmazsa olmaz.
Ancak mükemmel olacağız derken eskisinden de kötü olmamız da şok edici değil.
Kalkıp yeryüzündeki varlığını tahrip etme becerisine bağlı bir türün devamı olduğumuzu söyleyebilirsiniz, haklısınız da ancak gerçekten kendimizi daha fazla bu yöne kanalize etmeyi bıraksak iyi olmaz mı?
Herkes, konuyla ilgili her kurum artık şapkasını önüne alıp, düşünmek zorunda.
Yoksa öyle “Amaaan, benden sonrası tufan” da diyemeyeceğiz.