KARA ÜZÜM

Televizyon ve gazetelerdeki Geyik muhabbetlerinden bıktığınızı zannediyoruz. Çünkü biz bıktık, usandık. Türk devleti, ordusu ile büyük bir zafere imza atmış; dünyanın iki süper gücünü, masaya oturtmaya mecbur bırakmış, belirlediği hedeflere ulaşmıştır. Al ileri, ver geri. Yok efendim, şöyleymiş, böyleymiş. Mektup yazmışmış. Örgüt liderini ağırlamışmış. Yahu, Allah aşkına. Bir kere de TÜRK olun. Terör örgütünden yana olmayın. Zarfa, değil, mazrufa bakın. Kendi siyasi hesaplarınızı sonraya bırakın. Sayın Erdoğan bu işten siyası kazanç sağlayacak diye ödünüz kopmasın. Bakınız işte. Biz bu işe bir son verelim, bu konulara girmeyelim dedik ama yine onların saflarına katıldık. Neyse. Gelelim başlıktaki konumuza. Geçen hafta pazar gittik. Bir siyah üzüm var ki, al beni diye çağırıyor. Kütür kütür. Sıpa gözü gibi. Üzerinde “Kara Üzüm” yazıyor. Bu yazı dikkatimizi çekti. Satıcıya sorduk,”Neden siyah üzüm değil de Kara Üzüm” dedik. “Ne fark eder ki” demez mi? Düşündük, taşındık, biraz da kaşındık. Doğru söylüyordu. Biz siyah yerine hep kara tabirini kullanmışız. Örnek mi? O kadar çok ki.

KARACAOĞLAN

Karacaoğlan’dan başlayalım. Ne demiş? Bana kara diyen dilber, gözlerin kara değil mi? Başka bir şarkımızda “Karadır kaşların ferman yazdırır” demişler. “Kara kaş gözlerin Elmas. Bu güzellik sana bana kalmaz.”, “Kara gözlüm efkârlanma gül gayrı. İbibikler öter ötmez ordayım.”, “Kara tren gelmez mola, düdüğünü çalmaz mola”, “Benim sadık yârim kara topraktır”

Deyimlerimiz de çoktur. Tencere dibin kara, seninki benden kara. Yüz karası, akla karayı seçmek, alnına kara sürmek, alnının kara yazısı, aralarına kara kedi girmek, ayaklarına kara sular inmek, gözü kara olmak, kara gün dostu olmak.

Saymakla bitmez. Bundan da anlaşılıyor ki; satıcının Kara Üzüm yazması yerinde bir tespitmiş. Bu arada, Siyah Üzümün, pardon Kara Üzümün, çok ama çok faydalı olduğunu, bilhassa çekirdeğinin kırılarak yenilmesinin mucizevî bir ilaç olduğunu da belirtelim.

GÜLMECE

Şarapçı Hoca’ya sormuş : – Şarap günah mı? Hoca: – Evet, günahtır. Şarapçı: -Üzümün pekmezini yiyisen, suyunu içisen, kendisini yiyisen; peki, şarabını niye içmisen?

Hoca:- Peki, sen ineğin etini yiyisen, sütünü içisen, yoğurdunu yiyisen, mokuni niye yemisen?

Sultan Abdülmecit bir gün Boğaziçi’nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir Bektaşi babasını ziyaret gitmiş.

Bektaşi de,aynı gün komşu diğer bağdaki bir arkadaşını ziyarete gitmiş. O dönünceye kadar padişah bağın her tarafını dolaşmış. Bektaşi dönünce karşılıklı konuşmaya başlamışlar. “Erenler, bağın maşallah çok büyük. Üzümünü ne yapıyorsun?”“Müritler ve canlarla birlikte yeriz sultanım.”

“Buradaki üzüm yemekle biter mi?”“Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz sultanım”“Peki ama o sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?”“Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafına karışmak haddimize mi?”

Sağlıcakla kalınız.

 



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com