ETLİ EKMEK

1973 yılında Konya’da hayvan hastanesinde staj yapıyorduk. O zamanlar Konya bu kadar gelişmemişti. Hiç unutmayız, hastane Aslanlı Kışla’nın yanındaydı. Triportör dedikleri motosikletler, insan taşıyordu adam başı bir liraya. Sonuçta öğrenciyiz. Hesap kitap yapmak zorundayız. Öğlenleri istisnasız her gün etli ekmek yedik. Çok da mükemmel yapıyorlardı. Lokantaların olduğu o çarşı hâlâ gözümüzün önünde. Bir de tandır vardı.100 gramı 90 kuruştu ama bu bize pahalı geliyordu. Çok az yemiştik. Ana menümüz etli ekmekti. Bazen iki öğün bile yediğimiz olurdu. Böylece etli ekmeğe alıştık. Ankara’da Bakanlık’ta çalışırken, Necatibey Caddesi’nde Konyalı diye bir etli ekmek lokantası vardı. Bu kere de oranın müdavimi olmuştuk. Çanakkale’de bu tadı yapan olmadı. Bir iki deneyen oldu ama tutturamadı.

NO 42 KONYA

Tekin Uğurlu kardeşimiz sağ olsun yeni bir lokantanın açıldığını duyurdu. Hemen damladık. Atatürk Caddesinde, Boğaziçi Konaklarının altında, NO 42 diye bir yer açılmış. Çok güzel dizayn edilmiş. Gittik etli ekmeğimizi yedik ve yıllar öncesine gittik. Şimdi haftada bir gidiyoruz. Sunumu da çok güzel. Her yer pırıl pırıl, temiz. Ellerine sağlık. Tabii başka yemekler de var. Kuzu tandır, döner, İskender, her şey var. Dedik ya biz etli ekmek hastasıyız. Bir gurme olarak tavsiye ediyoruz. Gidin bir deneyin. Apayrı bir lezzet. Üstelik fiyatlar da çok makul. İçinizde, bizim gibi etli ekmek hasreti çekenler vardır. Demedi demeyin. Bu kıyağımızı da unutmayın.

GÜLMECE

Yemekle başladık, öyle devam edelim…

Oyun oynayarak iyice karnı acıkan çocuk, güzel şeyler yeme düşüncesiyle sofraya oturur.

-Anneciğim yemekte ne var, diye sorar. Annesi ironik bir şekilde cevap verir: -Sayamayacağım kadar çok çocuğum, diye yanıtlar.

Çocuğun gözleri parlar: -Merak ettim anneciğim, neymiş bu kadar çok olan yiyeceğimiz? Annesi hafif gülümseyip şu yanıtı verir:

-Bulgur pilavı var çocuğum, tanelerini say say bitmez.

***

Hocanın canı ördek çorbası çeker. Çeşme başında yüzen ördeklerden bir tanesini yakalayıp bir güzel pişirip, çorba yapmayı düşünür. Olanca gücüyle ördeklerin peşinden koşar, ancak hem yaşlılık hem de ördeklerin çizdiği zikzak sonucunda bir türlü amacına ulaşamaz. Dolayısıyla ördekleri yakalayamayan ve yorgun düşen Nasrettin Hoca eline aldığı bir lokma ekmeği çeşmenin oluğundaki suya bana bana yemek zorunda kalır. Oradan geçen komşusu hocanın bu garip hareketlerini görünce merak edip sorar:-Hocam hayırdır, ne yapıyorsun? Nasrettin Hoca sakin bir şekilde şu cevabı yapıştırır:

-Gördüğün gibi ördek çorbası yiyorum.

Sağlıcakla kalınız.

 



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com