Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?

Mazhar Fuat Özkan şarkısıdır, “Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?” diye sorar ve özlemi ve biraz da kendince imkânsız gördüğü aşkı falan anlatır.

Her neyse, konu bu değil.

Konu zam.

Daha doğrusu ZAMLAR!

Temmuz başı falandı herhalde, o günlerde yapılan zamları konuşurken erkek kardeşim “Bu daha ne ki!” dedi, “Asıl zam yağmuru Eylül ile başlayacak.”

Eylül ayıyla birlikte başlayan zam furyasına aslında hepimiz alışığız. Malum okullar açılıyor, kış mevsimi kapıyı çalıyor…

E ama bu zam yağmuru hiç bitmiyor yahu!

Bana mı öyle geliyor acaba?

Çünkü benim hatırladığım, eskiden insanlar Eylül ile birlikte zam gelecek diye odun-kömür gibi ihtiyaçlarını Ağustos’ta halletmeye çalışır, çatı-baca tamiratı yaptırılır,  yaz boyunca kış ayları için uzun süreli saklayabilecekleri yiyecek hazırlıklarını tamamlardı. Hatta çocuklar tatillerinde bir sonraki dönemin okul masraflarını karşılamak ve meslek tecrübesi edinmek için yaz ayları boyunca bir zanaatkârın yanında işe girerdi.

Şimdi zaten elimizde kış ayı hazırlıkları için para kalmadığı gibi, sadece elektriğe falan değil plastik çataldan çay süzgecine kadar her şeye felaket zam gelmiş durumda.

1 Milyoncu diye bir dükkân türevi var. 1 Ocak 2005’te paradan 6 sıfır atılınca, bu dükkânlarda pek çok ürünü 1 liralık fiyatlardan satmaya başlamıştı.

Gidin bakalım 1 liraya ne bulabiliyorsunuz?

En ufak boy plastik süzgeç 3 lira.

Üstelik elektriğe yapılan yüzde 14.9 zammın ardından ortak bir açıklama yapan Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ve Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (KESK- ESM), “Bakanlığın açıkladığı maliyet bazlı enerji politikalarının sonucu olan bu zamların önümüzdeki dönemde de devam etmesi beklenmektedir” diyor.

Bu kadar zam haberinden sonra ben de doğal olarak “Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?” diye kendime soruyorum tabii.

Bu şarkı hoşunuza gitmediyse bir de “Yağdır Mevlam zam!” diye bir şey yapabiliriz diye düşünüyorum, artık herkes kendi müzik zevkine göre bir şeyler ayarlar herhalde.

Yoksa bu kadar bunaltıcı haber, müzik ve diğer sanat türleri olmadan nasıl çekilebilir hale gelir ki?

SPOR SALONU GÜNLÜKLERİ 2

Unutmadım tabii, spor salonu günlüklerine devam…

Spor salonu günlerimin ikincisinde bu sefer ilk olarak normal (yatay olmayan) kondisyon bisikleti ile çalıştım. Çalıştım derken, önce kendisine tırmanmam gerekti. Bir-iki pedala ulaşma çabasından sonra baktım olmuyor, hocadan yardım istedim. Size dün de söyledim, benim için ideal bisiklet boyu eskilerin BMX tabir ettikleri cins, yani çocuk bisikleti.

Bisiklet sürerken tam hızlanacağım anda seleden kaymam, kendimi sürekli yukarı çekmek zorunda kaldığım için aslında kırabileceğim tüm hız rekorlarını yarıda bırakmam sayılmazsa bence epey başarılı geçti.

Her neyse, bu bölümü ve diğerlerini de kan ter içinde kalsam da atlattım.

Darısı üçüncü günün başına.

 



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com