Şişko Veganın Spor Salonu Maceraları

Günlük hayatını kentlerde geçiren hemen hemen herkesin bir spor salonu macerası vardır herhalde. İlla özel bir salon olmasına gerek yok. Bazen belediyelerin bazen gençlik ve spor müdürlüklerinin böyle hizmetleri oluyor biliyorsunuz.

İş hayatının büyük bir bölümünü bilgisayar başında geçirenlerin aslında ufak tefek önlemlerle başa çıkabileceği sorunlar, benim gibi tembelin tekiyseniz büyüyüp dağ oluyor. Sonra bir de bakıyorsunuz ki göbeğinize bardak koyabilecek kapasiteye gelmişsiniz ama 5 litrelik su bidonunu kaldıramıyorsunuz ya da 70 yaşındaki annenizin öfleyip pöflemeden taşıdığı pazar çantasını yerinden oynatırken bile kan ter içinde kalıyorsunuz.

Velhasıl ben de her aklı başında insanın yapması gerekeni yaptım ve gidip bir spor salonuna yazıldım.

Buradan size gün gün gelişmeleri de yazacağım ki en azından rezil olma korkusuyla salona gitmekten vazgeçmeyeyim.

Neticede benimki 43 yıllık bir tembellik, öyle dün başlamış bir şey değil ve tüm tembellerde olduğu gibi en iyi yaptığım şey bahane üretmek.

Salonda ilk üç gün sizi öyle çok da sıkmadan bir alıştırma etabına alıyorlar. Bu etabın ardından bir gün ara verilecek ve daha sonra değerlendirme yapılarak size uygun bir program çizilecek.

Gelelim salon günlüklerini paylaşmaya…

GÜN 1

Hocaların beni ilk yönlendirdikleri alet, yürüyüş bandı.

Yürümeyi severim, yürürken konuşmayı severim de bu ilk yürüyüş bandı tecrübem oldu.  Önümde bir televizyon ekranı ve ilahi bir tesadüf eseri olacak bir haber kanalı açık ama ses yok! E bu insanlar ne konuşuyorlar acaba ya falan diye düşünürken, ertesi gün için kafamda çözüm önerileri oluşturdum. Bu arada yanımdaki bantlarda sürelerini tamamlamaya çalışan arkadaşlar haldır haldır yürüyor tabii. Kimisi hazırlıklı gelmiş, kulaklıklar falan takılı. İkinci gün için ben de öyle yapayım.

Yürüyüşün ardından eliptik bisiklet etabı geldi.

Bir buçuk metre boyunda bir insansanız, sizin için çocuk bisikleti dışındaki tüm bisiklet türevleri kâbus olabiliyor. Zaten ham olan vücut, bisikletin hareketleriyle birlikte içeriden imdat çığlıkları atıyor, havluyu çantamda unuttuğum için çenemden damlayan terler (böyle dediğime bakmayın bildiğiniz yüzüm su olup aktı) tişörtü resmen yıkıyor. Bu arada yanımdaki genç kadın arkadaş bisikleti sürmüyor da uçuyor falan derken 15 dakika beni bitirdi.

İlk günün son çalışması ise kondisyon bisikleti. Hani şu yatay olanlardan. Veeee insan hayret ediyor ama yine oluyor ve benim bacaklar yine pedallara erişmiyor. Ayaklar pedallara ulaşsa seleden kayıyorum. Yaklaştırınca dizlerim gidona çarpıyor falan derken bir şekilde kendimi ayarlayıp, bana ayrılan süreyi tamamlamayı başardım.

Bakalım ikinci gün için beni neler bekleyecek…